All for Joomla All for Webmasters

Bosna’ya bu ikinci gelişim ve ilkinde olduğu gibi yine hiç yabancılık çekmiyorum ve bu sefer tek değilim, normalde yalnız seyahat ediyor olsam da bu sefer neredeyse 20 yıllık arkadaşım olan Emrah’la beraberiz.

Ülkeye gelir gelmez havalimanından merkeze gitmek için otobüs vs bulmak istedik ama hiç biri yok. Özellikle bayram dolayısıyla çalışan yer bulmak zaten az. Taksi’den başka çaremiz yok. Taksici pek pazarlık yanlısı değil, zaten keklik gibi ortadayız bizden başka kimse yok ve alternatif de yok. Abi olayın farkında olduğundan hiç sallamıyor bile bizi. Hindistan’da öyle miydi oysa ki ah ulan, bildiğin pazarlık ustası olmuştum ama burda sökmedi. Çok ufak bir indirim yaptırmayı başardım yinede ve şehir merkezine doğru yola çıktık. Düşük bütçeli olanlar için bunun özellikle altını çizmek istiyorum, taksiye para vermeyin. Havalimanından yaklaşık 15-20dk lık bir yürüyüşle şehir merkezine giden trenlerin bulunduğu hatta ulaşabilirsiniz. Ordan da trene atlayıp 10dk içinde şehir merkezindesiniz. Biz sizin yerinize bu bilgi karşılığı ödedik taksi parasını :) İlla da taksiye binecekseniz mutlaka taksimetre açtırın. Normal şartlarda havalimanından merkez 15KM tutuyor.

Kalacağımız yer Hostel Vagabond. Geçen sene de burada kalmıştım, her konuda fazlasıyla iyi bir yer. Fiyatları diğer hostellere kıyasla daha uygun, içi tertemiz, internet 20mbit, çay kahve bedava ve son olarak buradaki ailem diye nitelendirebileceğim mükemmel ötesi çalışanlara sahip. Geçen sene geldiğimde hostel yeni açılmıştı ve hep beraber oturup daha iyi bir yer olabilmesi için neler gerektiğini konuşmuştuk ve görüyorum ki konuştuklarımızın çok büyük bir kısmı gerçekleşmiş. Hostel’in diğerlerinden şöyle bir farkı bulunuyor. Kendileri sürekli dünya’yı gezen ve bunu kendine iş edinmiş/edinmek isteyenleri diğerlerinden ayrı tutuyor ve bu kişilerle irtibatı hiç kopartmıyor. Ben 1 yıldır sürekli olarak kendileriyle iletişim halindeydim ve bana gezginlerden ve ziyaretçilerden benim gibi düşük bütçeli gezginler için topladıkları bağışları göndermek istediler ancak benden daha fazla ihtiyacı olan gezginler olduğunu bildiğimden benim payımı onlara göndermelerini istedim. Ve gururla söyleyebilirim ki bu hostel’in ilk Vagabond’u da benmişim :) Hatta öyle ki resepsiyonda duvarda posterim ve kısa bir hikayem bile bulunuyor!

IMG_2284

Hostele geldiğimde bizi karşılayan Petar, adımı sorduğunda normal olarak tam heceleyemedi ve bende arkasındaki posteri gösterdim. Neden bilmiyorum ilk başta inanamadı, beni posterle yan yana koydu bi baktı sonra boynuma sarıldı ve çok mutlu oldu. Benim hakkımda çok şey duyduğunu ve benimle tanışmayı çok istediğini söyledi. İnceden götüm kalkmadı desem yalan olur o yüzden kimseden saklayacak değilim bunu ama ben bu kadar ne anlattım da beni bu kadar merak etti çözemedim. Acaba haybeye sıktım mı bir sürü şey diye düşündüm ama yok ya, uzun süredir yapmıyorum öyle şeyler :). Herneyse, ortak odaya geçtim ve elemanın biri oturuyodu içerde ve Türk olduğunu çözmemiz çok uzun sürmedi. Önceden gezdiğim yerlerden bahsederken İran’ı ballandıra ballandıra anlattığımdan bana bir blog okumamı tavsiye etti, olur dedim tabiki adı ne? www.yoldaki.com :) .İran’la ilgili çok güzel şeyler yazıldığını ve bu gezen kişiyi şahsen tanıdığını da biraz havalı bi şekilde iddia etti. Benim halimi tahmin edersiniz tabiki, evet yine götüm kalktı biraz. Abi dedim biz nerden tanışıyoruz? Ufak bi afallama, ya yok ben karıştırdım pardon falan filandan sonra ben de üstüne gitmedim pek (celebrity olmak bunu gerektirir :P). Gelir gelmez bu kadar hava cidden fazla geldi bana.

Bosna’ya ilk gelişim Hırvatistan üzerinden olmuştu ve açıkçası Hırvatistan’ın doğal(!) güzelliklerinden sonra Bosna muhtemelen bende büyük hayal kırıklığı olacak diye düşünüyordum ancak tam tersi olmuştu. Evet müslüman bir ülke ve ramazan ayında gittiğinizde bir çok yer kapalı ve insanlar oruçlu olacaktır fakat bu gidişimde çoğunluğu müslüman olan bir ülkenin nasıl Avrupa Birliğine girmek üzere olduğuna kendi gözlerimle şahit oldum. Saraybosna’nın diğer Avrupa kentlerinden pozitif yönde bir farkı bulunuyor. Hani deriz ya tamam Avrupa’da hayat güzel falan ama insanlar robot gibi yaşıyor falan diye, işte tam burda bu ülke bir köprü vazifesi görüyor ve Türk insanından alışık olduğumuz sıcaklık ile Avrupa’da sıkça bahsedilen ve ben pek kabul etmesemde bir çok kişi tarafından medeniyet olarak kabul edilen hususlar aynı yerde buluşuyor. Ancak bürokrasi konusunda henüz Avrupa standartlarına gelememişler, durum halen içler acısı ve işlemler çok uzun vakit alıyor. Ev kiraları inanılmaz düşük, 100€ civarı bir fiyata şehir merkezinin dışında, 200€’ya ise tam şehir merkezinde bir ev kiralamak mümkün ancak satın almak isterseniz fiyatlar saçma sapan şekilde yüksek. 150-200bin euro’nun altında ev yok gibi.

girls

Bizim ülkemizde görmeye alışık olduğumuz müslümanlık burada yok. Mesela insanlar istedikleri gibi giyiniyor, özellikle kadınlar doğu Avrupa kadınlarında görmeye alışık olduğumuz fiziklerini sergilemekten hiç de çekinmiyor, tam tersine birbirleriyle yarışıyor. Erkekler ise çok üzülerek söylüyorum(kendi hemcinslerim için) genel Türk erkeği yapısını ezecek biçimde boylu poslular. Jilet gibi giyinip sokağa çıkıyorlar ve boy ortalaması olarak bizim bir hayli üzerimizdeler, ayrıca ciddi bir body building durumu görünüyor. Kendimi ciguli gibi hissettim diyebilirim. Diğer bir çok Avrupa ülkesinde sempati toplayabilen Türk vatandaşlığı statüsü burada hiç sökmüyor çünkü zaten yıllardır Türk’ler ile iç içe yaşıyorlar. Ama illa gidecem ve kızları etkileyecem diyorsanız tek bir tavsiyem var, yaz da olsa kapri şort vs. gibi şeyler giymeyin ve kesinlikle sinekkaydı sakal traşınızı olun. Burada ki kızlar sakallı erkeklerden hiç hazzetmiyorlarmış, bu bilgiyi de ne wikipedia ne de başka bir yerde bulursunuz, değerimi bilin :) . Kızlar için ise durum pek farklı değil, bir boşnak erkeğini bulabilmek için çok ciddi engeller aşacaksınız, durumunuz erkeklerden daha kolay değil :)

Bu kadar çapkınlıktan sonra biraz daha hayat nasıl akıyor onu söyleyelim. Futbol her kapıyı açıyor, her yerde rahatlıkla konuşabilirsiniz ve insanların futbol bilgisi ciddi seviyede iyi. Kaldığım süre boyunca Sarajevo’nun bir UEFA Avrupa Ligi maçına denk geldim ve benim için yağmur altında güzel bir deneyim oldu. Kaybettik ama tüm kalbimizle oradaydık. Açıkçası pek umutları da yoktu zaten, bildiğin eğlenmeye gitmişler, zaten futbol dediğin de bu olmalı(eski fanatik Gökhan bu dediğimi duysa ağzıma ağzıma tekme atardı).

saraj

Savaş sonrası hayat olağanüstü bir biçimde hızlı toparlanmış. 20 yılı aşkın bir sürede o kadar ağır bir savaşın altından bu kadar başarıyla kalkmak her halka nasip olmaz bence. Öyle ki artık savaş ile ilgili müzeler, galeriler belgeseller ve hediyelik eşya dükkanları gibi yerler o kadar çok türemişki adamlar bu trajediyi çoktan pazarlamaya başlamışlar bile.

bullet_souvenirs

İnsanlarla konuştuğunuzda sanki hiç savaş görmemiş gibi konuşuyorlar ancak konuyu geçmişe getirip bir kaç soru sorduğunuzda özellikle 30 yaş üzerindeki kişilerde hemen başlar aşağıya düşüyor ve o kötü günler direk yüzlerine yansıyor. Çok fazla konuşmak da istemiyorlar zaten ve bir çoğu da ülkesini bırakıp gitmek zorunda kalmış. Kimi Fransa’da, kimi Hollanda’da yaşamış uzun zaman boyunca. Şehir merkezini terk edip biraz dışarılara çıktığınızda ise her yerde savaştan kalan izleri görebilirsiniz. Bir yanda koca alışveriş merkezi, hemen bitişiğinde ise duvarına isabet etmiş toplardan ve kurşunlardan parçalanmış cephesiyle eski bir ev. Daha da dışarılara çıktığınızda yarısı parçalanmış evler, kimisi terkedilmiş kimisinde ise hayat devam ediyor. Özellikle binalarda ki kurşun ve şarapnel izlerini görünce adeta bu şehre yağmur diye bomba yağmış demek geliyor insanın içinden.

P1010296

Merkezden nehrin diğer tarafına geçip yukarılara doğru çıktığınızda ise mezarlıkları görebilirsiniz. Beni en çok etkileyen ise bu mezarlıkların üzerinde yazan doğum ve ölüm tarihleri. 20 yaşını aşmamış o kadar çok insan yatıyor ki, bazıları 3 bazıları 15 yaşında. Şimdilerde ise bu savaşan ülkeler barış içinde yaşıyor. Politikaların insanları nasıl manipüle ettiğini görmemek, kafayı kuma gömmek Saraybosna’da imkansız bir durum. Evet insanları çok neşeli ve eğlenceli, hayat da bir o kadar keyifli ve rahat ancak hiç biri geçmişte olanları unutmuyor ve o üzüntüyü içlerinde saklıyor.

grave

Mezarlıkları geçip en tepeye çıkıyorum ve büyük görünen ancak aslında çok küçük bir yer olan Saraybosna’nın silüetine bakıp uzun uzun geçmişi geleceği düşünüyorum. Ama arkamdaki veletler hiç de öyle değil, muhtemelen yaşlıların gelemeyeceği kadar yüksek bir yer olduğundan genç çiftler birbirlerini daha iyi tanımak(!) için buralara kadar geliyorlar :)

sarajvi

Kaldığımız ilk günden sonra deli gibi bir yağmur bastırıyor ve dinmek bilmiyor. Tuzla ve Mostar şehirlerine gitmeyi planlıyorduk ancak yoğun yağmur nedeniyle vazgeçtik. Hostel’de gayet eğlenceli ve sürekli yeni insanlarla tanışıp muhabbet ediyoruz. Hatta Roel adında bir Hollanda’lı arkadaşla muhabbet ediyoruz, ne yapıyorsun vs derken benim laptop’da wireless şifrelerini kırmak için kullandığım anteni görüyor ve neden böyle bişey taşıdığımı soruyor. Ben de hafif artis artis ya işte wireless kırmak için gerekiyor falan diyorum, şöyle bi şaşırmış şekilde bakıyor (çok alışık olduğum bir bakış) ve hangi programı kullandığımı soruyor. Linux işletim sistemini söylediğimde bana anlamadığım bir kaç soru soruyor ve 2dk sonra anlıyorum ki abimiz Linux’un sürümlerinden en güçlülerinden biri olan Gentoo’nun yapımcılarından biriymiş. Benim havamın sönmesi, iğne batırılmış şişmiş bir balondan 2000 kat hızlı gerçekleşiyor. Hızlıca bir benim sisteme göz atıp 15sn içinde ne kadar eski bir sistem kullandığım, açıkları, yavaşlıkları, saçmalıkları, gereksizlikleri vb. şeyler hakkında brifingi yediriyor bana. Ben ne zaman öğrenecem olur olmaz yerlerde böyle hava atmamayı?

Son olarak Saraybosna’yı gezmek isteyenler için bir kaç bilgi vereyim:

– Kesinlikle böreklerini yiyin, börekler muhteşem. “Cevapi” ise zaten yememe şansınızın olmadığı bir şey. Her yer Cevapi yapıyor ve hemen hemen hepsi aynı, biri çok iyi diğeri çok kötü yapıyor gibi bir durum yok. Galatasaraylılar özellikle eski futbolcuları Tarık Hodzic’i görmek isterseler onun yerine gidebilirler. Abi biraz kafayı tırlatmış durumda, bazen olur olmaz yerlerde ağır küfürler edebiliyor. Özellikle Fenerbahçe’ye çok küfür ediyor ancak ben Fenerbahçe’liyim dediğimde “olsun, önemli olan futbolun güzelliği” dedi. Kafa bir gidip bir geliyor, o yüzden Galatasaraylı değilseniz fazla takılmayın, eğlenceli bir abi :)

IMG_2313
Favori börekçim Buregdzinica. Bascarjia’nın içinde bulunuyor.

IMG_2287

Cevapi

– Düşük bütçeliyseniz yiyecek olayını marketlerden halledin. Her şey çok ucuz, özellikle meyve inanılmaz ucuz.

– Gece kulübü olarak en iyisi Sloga Club gibi görünüyor. Güzel giyinin, elaleme salça olmayın, asıldığınız kişi yok derse abartmayın, efendi gibi uzayın :) Alkol zaten çok ucuz, 2€’ya viski, 1,5€’ya bira alabilirsiniz. Ki bunlar kulüp içindeki fiyatlar, dışarıda markette tabiki çok daha ucuz.
sloga_cinemas

– Sarajevsko bira fabrikası Bascarsija’dan nehrin karşısına geçtiğinizde biraz arkada kalıyor. Hemen yanında bulunan büyük lokantada taze biraların tadına bakabilirsiniz. Ortam ve müzikler gayet güzel, tavsiye ederim.
IMG_2294

– Tüm şehir merkezini yürüyerek kasmadan 2 günde gezebilirsiniz. Zaten yürüyerek gezin, gerçekten sakin ve güzel bir şehir. Sağda solda oturan gençlere salça olun muhabbet edin, genç jenerasyonun hemen hepsi çok iyi ingilizce biliyor.

 

Bir haftasonu Cuma akşamından kaçılıp Pazar günü akşamı dönülebilecek bir yer. Vize istemiyor olması, uçakla 2 saatten kısa sürmesi ve hayatın ucuz olması bence gayet cazip. Giderseniz ve Hostel Vagabond’da kalırsanız beni tanıdığınızı söyleyin, ufak bir indirim de alabilirsiniz :)

 

 

5 Responses

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.