All for Joomla All for Webmasters

Artık Japonya vakti yaklaşıyor ve Busan’dan feribotla Fukuoka’ya geçmek üzere yola çıkıyorum. Normalde Busan’da hiç kalmadan devam etmeyi düşünüyordum ancak hem havanın biraz soğuk olması hem de Busan’ı da az biraz görmüş olmak için 2 gün kalayım madem dedim.

trainnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn

Seoul’den 3 farklı trenle ulaşım var. Bullet train denilen saatte 300km hızın üzerinde giden trenler çok pahalı, yaklaşık 100$ ve üzerinde. Dolayısıyla ne kadar denemiş olmak istesem de şu an için mümkün görünmüyor. En ucuz ve en yavaş treni tercih ediyorum, onun da fiyatı 30$ civarında ve 6 saatte gidiyor. Her yerde olduğu gibi trenlerde de kesin bir düzen söz konusu. Koltukların yarısı boş olsa da kimse gidip başka bir yere oturmuyor, herkes kendi biletindeki numarada oturmak zorunda. Bazen bu kadar da kurallara uymak biraz abartı gibi geliyor bana ama burada baya ciddiye alınıyor bu tarz basit ve standart kurallar. Gelen insanları izliyorum, kimse birbirinin yüzüne bakmadan konuşmadan ve hatta ses bile çıkartmadan geçip usul usul yerlerine oturuyor. Akabinde iki teyze beliriyor ileriden, bayağı gürültülü. Aha diyorum kesin bunlar gelip ya önüme ya arkama oturacak, çünkü bu tarz olaylar her zaman benim başıma gelir. Ya ağlayan bebek, ya hasta adam yada sürekli bir şekilde ses çıkarmayı başaranlar önüme arkama sağım soluma gelir. Ancak inanır mısınız ilk defa bunlardan biri olmadı, yeni bişey oldu… Teyzeler gelip başımda dikilip bağıra bağıra (ama gülümseyerek sevimli sayılabilecek bir şekilde) bana bişeler anlatmaya başladılar. Yani benim anladığım kadarıyla kalk burdan biz oturalım sen git başka yerde otur gibi bişeler demeye çalışıyolar. Biletlerine baktım, biri benim yanımda diğeri taa öteki vagonda yeri. Derdimi anlatabilecek gibi değilim, zaten trenin yarısı boş verdim yerimi. Çok mutlu oldular güle oynaya oturdular ve bana da bir sürü güzel şey söylediler (sanırım). Hemen arka çarpazlarındaki yere oturdum ve 10dk sonra birisi geldi onlarla konuşmaya başladı ve bi yandan da beni işaret ediyor. Ulan adamın yerini niye alıyosun diye sorguluyor kadını (ama gülümseyerek sevimli bir şekilde..evet burdaki herkes sevimli). Sonra adam bana gelip “kusura bakma, yarım saat sonra inecekler zaten. O zaman yerine geçebilirsin merak etme” dedi. Yok dedim nolacak problem değil falan filan, çok mahçup bir şekilde teşekkür etti ve yerine geçti. Ben de laptop’da ki işime dönerken tekrar yanıma geldi ve “sen çok iyi birisin” dedi, tekrar teşekkür edip gitti. İlginç insanlar vesselam :)

Muhteşem bir istasyonları var

Muhteşem bir istasyonları var

Akşamüstü Busan’a vardım ve hostel sahibinin tarif ettiği şekilde istasyonda indikten sonra metro ile bir durak uzaktaki istasyona geçip bana gönderdiği yön tariflerine göre hostele doğru yola çıktım. O kadar ince ve detaylı hazırlamış ki, bana whatsapp’den tek tek yön tariflerini gönderdi :)

IMG_5439IMG_5440

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tam benlik rahat kafa bir yer, yine tek ben varım. Bu soğuk havada gelen başka kim gelir zaten anca ben. 2 kedisi olan ufak bir hostel. 2 odaya 3 er tane çiftli ranza koymuş ve kiraladığı evi aslında hostele çevirmiş. Gayet de güze yapmış. Her yerde küçük notlar ve uğraşayım diye de çocukluğumdan beri dokunmadığım origami. Kuğu yapmayı öğrendim :) Michael Scofield halt etmiş yanımda! Açlık durumumla ilgili olabilecek en ucuz yeri önermesini istiyorum ve beni öyle güzel bir yere getiriyo ki. Şahane bir teyze ve sarhoş bir amcanın bulunduğu küçük bir restoran. Toplam 2 masa var o kadar küçük ama bir yemekler geliyor ki ağzıma değmeden gözlerim bayram ediyor. Verdiğim para ise 3,5$. Güney Asya standartlarına göre yüksek sayılabilir ancak Kore için böyle bir yemek karşılığında düşünülmeden verilecek bir para.

IMG_5225

Sadece 2 gece kalacağımdan hemen hızlıca bir etrafı geziyorum. Busan’ın güzel tarafı nispeten küçük olması ve kesinlikle Seoul’den daha yeşil (ufak da olsa bir kaç park yeşilden kasıt) olması. Kalabalık yine çok var ama Seoul’de ki gibi keşmekeş bir kalabalık değil. Vaktim olsa daha çok gezmeyi isterdim açıkçası çünkü yemekleri yediğim kadarıyla gayet başarılı.

park

Hostele döndüğümde ise “madem son gecen burda ve benim de hiç doğru düzgün arkadaşım yok burda, hadi içelim o zaman” diye nefis bir teklifle karşıma geliyor. Kabul ediyorum pek tabiki ama heralde kabul edeceğimi önceden tahmin etmiş olacak ki içkileri, yani Makgolileri, çoktan almış bile. %14 alkol seviyesi ve arkadaş 1. şişeden sonra sallanmaya başlıyor. Enteresan şekilde beni o kadar etkilemiyor ancak 4. şişeden sonra hafif bir çakırkeyiflik geldi. Normalde daha erken olurdum ama bu çok çarpmadı heralde.

Makgeolli

Makgeolli

Hostel sahibi Myoung-Ju

Hostel sahibi Myoung-Ju

Hayattan, ordan, burdan girip siyasetten, politikadan ve aşk meşk konularından çıkıyoruz. Tam rakı sofrası muhabbeti dönüyor yani. Bir ara baya bi kederlendiyse de pek açılmak istemedi, ben de bir ara eğlenip güldüğümüz anı fırsat bilerek zirvede bırakmak adına yatağa kaçtım.

Risk almayı çok sevdiğimden ve kendimi lüzumsuz strese sokmayı hobi edinmiş bir kişi olarak biletimi alma işini son güne bıraktım. Bir sıkıntı çıkmadı, vergiler dahil 45$ gibi bir ücrete feribot biletini aldım ve akşam son durak Japonya’ya doğru yola çıkıyorum.

Marketten aldığım dilim peynir ve sosis’i ekmek arası sandviçler haline getirip gece yemek üzere çantama atıyorum. Nitekim yolculuk 13 saat kadar sürecek ve sabah 6:30 gibi Fukuoka’da olacam. Couchsurfing’den hikayesine bayıldığım bir Sushi şefi’nin yanında 2 gün kaldıktan sonra bir sonraki şehrime karar vericem.

Nizami sıralanmış bir şekilde gemiye doğru ilerliyoruz, insanlarda bir telaş ve koşturmaca var. Normal sıradan gemiye giren herkes depara kalkıyor. Bir bildikleri vardır diye ben de kalıyorum çünkü oda numaram bilette yazıyor ancak başka bir şey yok. Muhtemelen yatak kapma yarışıdır diye tahmin ediyorum ve aynen öyle çıkıyor. Hemen gidip benim için en önemli olan şey olan prize en yakın yatağı seçiyorum. Bildiğin dorm room gibi bir oda ve yer yatakları var, maalesef internet yok. O da olmayıversin zaten artık.

IMG_5269

IMG_5274

Geminin içi pek bir şahane. Oturma salonları, yemekhane, bebele için atari salonu vs. her bir şey var. Bu gemide 1 gece değil 1 hafta bile rahat geçer. Gemi hareket ettiğinde sallantısını neredeyse hiç hissetmiyorum zaten, gidip gitmediği belli bile değil.Sadece 2 priz olan odadaki ihtiyacımızı da bir çoklayıcı, usb dönüştürücü, bir kutu noodle ve 1 adet battaniye ile Türk – Kore ortak çalışmasıyla çözüyoruz.

IMG_5273

Mis gibi uykumu alıp sabahın ilk ışıklarıyla gözümü Fukuoka’da açıyorum.
Ve artık çocukluk hayalim Japonya’dayım.

IMG_5285

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.