All for Joomla All for Webmasters

Yalan yok… Şehir hayatını özlemişim. Doğa içinde olmak gerçekten beni inanılmaz rahatlatıyor ancak şehir hayatının sunduğu şeyleri de özlemediğimi söylesem yalan olur. Hemen kapı başında duran marketten bişeyler alıp eve gelip pişirmek, insanlarla muhabbet etmek, cafe de oturup bir yandan çalışıp bir yandan müzik dinlemek gibi.

Güney Kore ile ilgili çok heyecanlıydım çünkü daha gelmeden beni evinde misafir etmek isteyecek olan biri vardı, Jay. Uçak Seoul’e inecek ancak ben Jay’in yaşadığı Hongseong’a gidicem ve Seoul’e 110km uzaklıkta. Ve Güney Kore insanının ne kadar misafirperver olduğunun ilk işaretini burda alıyorum. Jay o kadar yolu beni almak için arabasına atlayıp geldi ve uçağın 1 saat rötar yapmasına rağmen akşam saat 21:30’a kadar bekledi. Olağanüstü sıcak kanlı bir adam olan Jay bir lisede İngilizce öğretmeni, evli ve iki çocuğu var. Hiç göstermiyor ama 40 yaşında. Güney Kore ile ilgili öğrendiğim ilk şeylerden biri de bu oldu zaten. Burada yaş ortalaması 90-100 civarında ve haliyle yaş 35 yolun yarısı muhabbeti burada geçerli değil. 55-60 yaşındaki biri orta yaşlı sınıfına giriyor ve ancak 80’den sonra yaşlı kategorisine alınıyor.

11034318_10152893516094055_8373263234547867507_n

Adam öğretmen olunca muhabbette hemen eğitime kayıyor tabi. Çok ilginç bir gerçek var ki G.Kore de yeni açılan okullar dışında ki okullarda karma eğitim yok. Erkek ve kız okulları farklı ve bunun sebebi de kız-erkek sataşmalarının okullarda çok fazla olması ve bu sataşmalardan sebep öğrencilerin derslerinden çok ilişkilerine odaklanmaları. İşin bir diğer kısmı da seks, kızlar çok erken yaşlarda hamile kalabiliyorlar ve bu yüzden de bu tarz bir eğitim uzun süredir tercih edilmiyor (yasak değil) ancak yeni açılan ve gelenksel sisteme bağlı olmayan okullarda karma eğitim var ve çocukların derslerine konsantre olmaları için farklı eğitim metodları geliştirilmiş ve bu sayede kız erkek öğrencilerin birbirine sataşma ve çiftleşme dürtülerinin önüne geçilmiş.

Eve geldiğimizde ahali çoktan yatmış çünkü yaklaşık 2 saat kadardır yoldayız. Dışarıda hava sıfırın altında, kar yok ancak deli bir ayaz var. Ben tabiki her zamanki tarzan halimle şort ve uzun kolluyla dolanıyorum. Beni gördükçe Jay daha da çok üşüyor, hatta arabadan eve bile koşarak gidiyor :) Benim çok üşüyeceğimi düşünerek evde ısıtmayı köklemiş, odama girdiğimde saunaya girmiş gibi hissediyorum çünkü tüm ev yerden ısıtmalı. Banyo’ya girdiğimde çıplak ayakla yere bastığımda resmen ayağımın altı yanıyor o kadar sıcak. Çok büyük ve geniş bir ev. Bana verdikleri oda kütüphane gibi, internet desen 100mbps+ (teknik olarak bilmeyenler için söyleyeyim, bir filmi indirmek 1dk sürüyor). İlk gece terden geberiyorum resmen, yatak alttan ısıtmanın etkisiyle resmen 50000 kediyi uyutacak güçte.

1506812_10152893516249055_6171736483845148761_n

11045013_785873248166068_1137166940230017721_n

Sabah kalkıp biraz etrafı dolaşıyorum. Çok sakin bir ilçe Hongseong, pek doğal olduğu söylenemez biraz beton yığını gibi şehir merkezi ama o kadar sessiz ve sakin ki, ben gayet huzurlu hissettim kendimi. Etrafı dolaşıyorum ancak kıçımpda pembe bir şort, üstümde mor ince bir penye sokakta gezerken insanların tuhaf bakışlarına maruz kalıyorum. Burası bana huzur veriyor, keza insanlar da ancak gerçekten çok garip kaçıyorum aralarında. Biraz gri bir yer ve daha önceden de bu konuda uyarıldığım gibi halk yabancılara karşı çok çekingen. İlk adımı kesinlikle onlardan beklememeyi kısa süre içinde öğrendim. Siz bir adım atınca onlar 5 adım atıyor ve başta hemen güvenemeseler de sonrasında inanılmaz yardımcılar ve sıcak kanlılar. Sadece bunu kabuklarına bakarak anlamanız neredeyse imkansız.

Capture

Yemek konusunda “aç kalırsın olm oralarda” diyenlere kapak niteliğinde harika yemekler var. Çoğunluğu deniz ürünü ve ben deniz ürünüyle pek arası olmayan biriyim ama yemekler bildiğin tabu parçalıyıcı şekilde lezzetli. Tayland’da da çok deniz ürünü yedim ve güzel olsalar da şu an özlediğim söylenemez ama bu yemekleri özleyeceğim kesin. Şu an bu satırları yazarken bile yediklerim geliyor aklıma ve acıkıyorum!

Maaile yemek :)

Maaile yemek :)

IMG_5011

Bir gün Jay beni okuluna davet ediyor, tabiki seve seve kabul ediyorum. Okula girişte ayakkabılar çıkartılıyor ve terlikler giyiliyor :) Biraz büyük de gelse terlik sıkıntı yok. Okulda teneffüs arası olmuş ve gelen geçen çocuklar bana bakıp eğilip selam veriyorlar. Tüm okul günde 1-2 kere temizleniyor ve bütün temizlik öğrenciler tarafından yapılıyor. Etrafta yerleri süpüren, paspaslayan bir sürü çocuk var. İlk başta öğretmenler odasında diğer öğretmenlerin bazılarıyla tanışıyorum. Aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere inanılmaz bir yoğunluk hakim ve yüzüme bakacak vakitleri bile yok.

10474174_785872664832793_8604201156943678486_o

 

11025766_785872394832820_4188216096785729061_n

Öğleden sonra sınıfa katılıyorum ve öğrencilerle biraz muhabbet etme şansım oluyor. İçeriye girdiğim kılık kıyafetimle zaten direk ilgi odağı olmayı başarıyorum, tahta da görüldüğü üzere bana sorulan sorular hocalarıyla nasıl tanıştığım, İstanbul’un nesi meşhur, hangi takımı tuttuğum. İsmimi ve soyadımı yazıp heceleriyle açıkladığımda ise baya bir eğleniyorlar. Kızılderili ismi gibi oluyor tabi “Göklerin Hakimi Her Zaman Mutlu!”. Teneffüs zili çaldığında ise sorular yarım kalmış, ben de daha yeni alıştığım sınıfa veda etmek zorunda kalıyorum. Cidden biraz daha kalabilmeyi isterdim ancak şimdilik bana ayrılan vakit bu kadarmış. Hepsine teşekkür edip sınıftan baya deli bir alkış eşliğinde çıkıyorum. Çocukları cidden çok sevdim, inanılmaz sevimli ve saygılı tipler (yemin ederim alkışla alakası yok bu düşüncemin).

IMG_5016

Jay’in çıkmasını beklerken okulda ki tek yabancı İngilizce öğretmeni olan Adam ile oturup biraz sohbet etmeye başlıyoruz. Resmi olarak burada öğretmenliğe başlamış ve kız arkadaşıyla birlikte Güney Kore’ye yerleşmiş. Bu öğretmenlik fikri benim aklımda yola çıkmadan önce de vardı zaten ve istediğim soruları sorabileceğim birini bulduğuma seviniyorum. Yıllık maaşlar ortalama 30,000$ kadar ve haftalık çalışma saatleri 16. Ev kirasını da okul karşılıyor (kendi tahsis ettikleri ufak bir stüdyo daire) dolayısıyla ayda 2500$ gibi kemiksiz bir para geçiyor eline. Öğretmenlik düşüncelerim tekrar depreşiyor :) Biraz muhabbet ediyoruz ve İngilizce seviyemin yeterli olup olmadığını soruyorum, benden daha kötüleri çok rahat yapıyormuş bu işi ve aksanım da Amerikan aksanına yakın olduğundan hiç sıkıntı çıkmayacağını söylüyor. Amerikan aksanı dışındaki aksanlara sahip olanlarla maaş konusunda baya bir pazarlık yapıp aşağıya çekiyorlarmış. Oldukça doyurucu bilgiler aldıktan sonra belki ileride düşünmek üzere fikri güzelce paketleyip Japonya’dan sonra düşünmek üzere aklımın bir kenarına koyuyorum.

Jay inanılmaz bir adam ve benim keyfimin yerinde olması için binlerce şey teklif ediyor ama benden önce de bir couchsurfer’ı ağırladığı için yorgun olabileceğini düşünerek çok fazla şey istemiyorum ancak ona rağmen sürekli beni alıp arabayla bir yerlere götürüyor ve güzel vakit geçirmem için her şeyi yapıyor. Balıkçı kasabasına gidip köprü üzerinden yine güzel bir güneş batımı izliyorum ancak bu sefer güneşin batmasını beklemiyorum çünkü hava zaten soğuk ve köprünün üzerinde deli bi rüzgar var. Jay soğuktan gözlerini açık tutamıyor dolayısıyla hemen dönüyoruz ve kasabadaki bir çorbacıya girip deniz ürünleri noodle’ı sipariş ediyoruz. Koca bir tencerede geliyor, tadı ise anlatılmaz yaşanır cinsten. Yanında gelen Kimchi’ler ise tam bir iştah açıcı.

Bir başka gün ise Seosan’da ki Haemi Kalesine gidiyoruz. Hayatımda ilk defa okçuluk deneyimi yapıp doğuştan okçu olduğumu öğreniyorum. At getirin bana üzerine binip öyle atıcam diyorum ancak yokmuş, bir daha ki sefere olsun diye tembihleyerek tüm karizmamı ve nasıl 12 den vurduğum konusunda hiç olmayan fikrimi beraberimde götürüyorum.

IMG_5067

IMG_5065

Couchsurfing ile ilgili söylediğim tüm kötü sözleri karma bana geri yutturuyor. Jay kendisinde kalmam için o kadar çok ısrar etti ki resmen onda kalmaktan başka şansım kalmamıştı. Güney Kore kültüründe yabancıları çok seviyorlar ancak öyle eve alayım gelsin bende kalsın nolcak gibi bir durum çok az görülüyor. Yani aslında batıda ölen couchsurfing burada yeni doğmuş gibi sanki ve bu bana inanılmaz bir keyif veriyor. Yalnız kalan kişiler için çok bir sıkıntı değil ancak aile hayatı burada oldukça dışarıya kapalı yaşanıyor o yüzden aile olarak çok fazla misafir kabul eden yok. Jay’in ilk couchsurfing tecrübesi de baya ilginç olmuş zaten :) Kanarya adalarından gelen iki izbandut gibi herifi ağırlamış ve ilk olarak internet üzerinden kabul ettiğinde sıkıntı yoktu diyor ancak herifler gelince karşısında irice iki katil gibi adam bulmuş. Ve o kadar tırsmasına ve o anda fikrini değiştirmesine rağmen elemanları yine de ağırlamış ve evdeki herkese gece yatarken kapılarını kilitlettirmiş. Ertesi gün tabiki alışmış duruma ve herşey normale dönmüş. Sonrasında ise o kadar iyi arkadaş olmuşlar ki elemanlar her gelişlerinde Jay’i ziyaret eder olmuş ve şimdi de sürekli konuşuyorlar. Önyargıların korkuya sebebiyet vermesi, o yargının koşulsuz doğru olacağını göstermiyormuş demekki.

Harika geçen 4 günün sonunda ayrılık vakti geldi. Cidden burada geçirdiğim sessiz sakin hayatı özleyecem. Belki bir gün öğretmen olarak dönebilirim kim bilir? :)

 

 

1 Yorum

  1. Umut Dülger

    Kaba olacağım ama hakettin. Lan oğlum mal mısın başla işte öğretmen olarak. Tekrarlıyorum burada bir bok yok :) Hem sonra bizi de aldırırsın :)

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.