All for Joomla All for Webmasters

Erivan’ın buz gibi soğuğundan Gürcistan başkenti Tiflis’e doğru hareket etmek üzere sabah kaldığımız evden çıkıp yine anlaştığımız taksiyle yola çıktık. Taksici ise bizi İran sınırından Erivan’a kadar getiren Libik isimli arkadaş yine. Çok da sevimli bir herif aslında da araç kullanırken mesaj yazması ve mesaj yazarken durmadan müziğin sesini sonuna kadar açması olmasa al evine besle öyle sevimli bir tip. Hızlıca hazırlanıp yola koyulduk ve 6 saatlik yolculuk başladı… Aslında başlayamadı çünkü hal ve tavırlarından bize bir şeyler anlatmaya çalışan Libik ile sessiz sinema oynar gibi bir iletişim çabası başladı. Sonunda anladık ki (nasıl anladık sormayın) “amcaoğlu da Tiflis’e gidecekmiş, arabaya onu da alalım, arkaya sığışır o ses etmez” demek istiyormuş.

Neyse dedik onu da aldık ve sağ olsun kendisi yol boyunca arka koltuktan çekirdek göndererek bizleri mutlu etmeyi başardı. Yola çıkmadan önce ise sevgilisi Maja ile olan kavgasını bolca dinledik, hatta yetmedi kendisini yolda görüp durdu ve ayaküstü bir konuştular. Maja dediğimiz arkadaş da Libik’in 4 katı falan, şahsen ben o kıza sesimi bile çıkartamazdım. Helal lan sana Libik, Gürcistan seninle gurur duyuyor, erkeğin hası yürü be!

Ülkeye Giriş

Dünyanın en hızlı vizelerinden birini alarak içeri giriş yaptık. Gürcistan sınırına geldik, kapıda pasaportu vermemle geri vermeleri bir oldu. O kadar alışmışlar ki artık. Normalde kimlik ile de giriş yapılabiliyor ancak onun için bir kâğıt doldurmak gerekiyor, çıkışta da kâğıt teslim ediliyor. Biz zaten pasaportla dolaşıyoruz diye bastırdık geçtik.

Normalde planımız belki bir gece kalıp yola devam etmekti ancak Tiflis’e vardığımda gördüğüm şehir inanılmaz hoşuma gitti. Her şeyden önce bir şehir içinden nehir geçiyorsa o şehir güzel olmaya mecburdur arkadaş. Özellikle Erivan’ın nispeten donuk havasından sonra yine benzer bir durumla karşı karşıya kalırız diye düşünüyordum ancak hava kapalı ve yağmurlu olmasına rağmen şehrin bambaşka bir çekiciliği vardı. Sanki bakımsızlıktan eskimiş bir Avrupa şehri olarak çıktı benim karşıma. Kafeleri, sokakları, meydanları, eski evleri ve örme taş yollarıyla Gürcistan ilk etapta beni tavlamayı başardı.

Yaşam

Yaşam gerçekten çok ucuz ve Tiflis bu ülkenin en pahalı şehri. Ona rağmen bize göre yine çok ucuz kalıyor. Şu anki kurla 1 Gürcistan Larisi 1,4 TL ediyor. Turistik yerleri yok değil tabii ki, bolca var ama bunlarla ilgili bolca kaynak bulabileceğinizden ben biraz piyasada zor bulabileceğiniz bilgiler vermek istiyorum.

Mesela Gürcistan gibi bir ülkede yaşam şartları bize kıyasla oldukça düşük, insanlar aylık 100-200$ gibi rakamlarla yaşıyorlar ancak birçoğu Tiflis’te çalışmasına rağmen şehrin dışındaki çok eski evlerde kalıyorlar ve buralarda kiralar 30$’a kadar düşüyor.

haçapuri

Kafe ve restoranlarda yemekler oldukça ucuz ve geldiğinizde mutlaka en az 2432 kere denemenizi tavsiye ettiğim Haçapuri’yi lütfen yemeden gitmeyin. Tiflis’i zaten çok sevmiştim, Haçapuri yedikten sonra ülkenin göçmen kabul edip etmediğini araştırmaya başladım o kadar söyleyebilirim.

Vize ve İş Olanakları

Şaka zannetmiş olabilirsiniz ancak gerçekten bu ülkede yaşamak, çalışmak, yerleşmek gibi konuları hemen araştırmaya başladım (sadece haçapuriden sebep değil tabiki) ve çok ilginç bilgilere ulaştım. Bildiğiniz gibi vizesiz olarak ülkeye girip 1 yıl kalabiliyoruz. Oturma izni almak isterseniz de evlilik gibi durumlar dışında şirket kurmanız gerekiyor. Toplamda 400-500TL gibi bir rakama şirketiniz kuruyor ve oturma iznini de rahatlıkla alabiliyorsunuz. Ne iş yaparım derseniz orası size kalmış tabii ki ancak Gürcistan yılın 12 ayı turist çeken bir ülke ve bunu öğrendiğimde ben de çok şaşırdım. Yazları zaten çok güzel bir doğaya sahip. Kışları ise kayak merkezleri ve vadileri duyduğum kadarıyla çok çok güzel oluyormuş. Dolayısıyla turizm burada iyi iş yapabilecek bir dal denilebilir.

Gürcistan devletinin yabancı yatırımcıya çok ciddi bir teşviki söz konusu. Mesela sosyalist dönemden kalan birçok tekstil fabrikası boş olarak yatıyor ve devlet buraları işletmek ve istihdam sağlamak isteyen yatırımcılara bu fabrikaları bedelsiz olarak kiralıyor. Yeter ki adam gibi çalışın, verginizi verin, istihdam sağlayın. Siz de kazanın, Gürcistan da kazansın. Vergi olarak da yıllık belli bir miktarın altındaki kazançtan da daha düşük vergi alıyor. İnsan kıskanmıyor değil…

Oturum ve yaşam konusunda burada tanıştığım ve bana inanılmaz bilgiler veren sevgili dostum Mehmet’in sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Kendisi karşılıksız herkese yardım etmeyi seven biri ve tanıdığım için çok çok mutlu olduğum bir insan. Bitmeyecek olan bir dostluk kazandığıma inanıyorum.

Güvenlik

Güvenlik konusu her ülkede olduğu gibi burada da biraz sağduyu ile alakalı ancak benim gördüğüm, duyduğum, yaşadığım tecrübeler doğrultusunda konuşmak gerekirse Gürcü halkı olağanüstü yardımsever ve iyi niyetli. Güvenlik ile ilgili hiçbir problem yaşamadığım gibi çevremdekilerden de bir şey duymadım. Hatta biraz üzülerek belirtmem gerekir ki eğer bir yerde problem varsa mutlaka işin içinde bir Türk oluyor. Gecenin bir vakti mini eteğiyle sokakta gezen bir kadına hiç kimsenin laf atma ya da müdahale etme hakkı olmadığı gibi çok ciddi yaptırım cezaları bulunuyor. İngiltere’de olduğu gibi laf atmanın cezası küçük ancak o kadının gece yarısı sokakta dolaşma özgürlüğüne müdahale etmenin cezası çok büyük.

Polislerle ilgili ilginç bir bilgi de olası bir problem yaşadığınızda polisi ilk arayan, yani şikâyetçi olan kişinin maça 1-0 önde başlıyor olması. Çok garip ancak durum böyle. Otelde ya da başka bir yerde problem yaşadığınız zaman erken davranıp polisi sizin aramanız gerekiyor, bu şekilde öncelikli olarak sizin şikâyetiniz dinleniyor.

Tiflis

Benim orada olduğum zamanda sıcaklık 4 derece ile 9 derece arası gidip geliyor ve yağmur yağıyordu ancak yine de Erivan’ın soğuğundan sonra bana ılık bile geliyordu, malum 4 derece de olsa 20 derece daha sıcak! Ancak Gürcülerden sık sık “Keşke baharda gelseydin, buranın yeşilini görmen lazım!” cümlesini duymamdan ötürü bu aralar tekrar bir gidesim geliyor.

Yukarıda da bahsettiğim gibi şehir çok eski püskü ama ben çok kapalı bir havada gitmiş olmama rağmen çok sevdim. En çok dikkatimi çeken şey ise neredeyse her arabanın tamponunun olmaması! Evet, çok ilginçtir bildiğin tamponları yok abi arabaların, tamponu yerinde olanların ise kapı vuruk, boyası çizilmiş. Ulan bakıyorum öyle çok ciddi manyak bir trafik de yok şehirde, nasıl beceriyorlar bu hale getirmeyi arabaları diye düşündüm. Üşenmedim araştırdım, malum gezginin ne işi olur işte böyle salak saçma şeyleri araştırıp durur. Çok net bir cevap alamamış olsam da sanırım Avrupa’da kaza yapmış ve satılmayan araçlar buraya çok ucuz yollarla geliyor. Son model bir tamponsuz ve vuruk bir Mercedes’i sıkça görebilirsiniz mesela. Haliyle konu araba olunca Gürcistan’dan Türkiye’ye araba kaçakçılığı da sıkça yapılan bir mevzu ancak ben tavsiye etmiyorum. Ha benim dayıoğlu mafya, o biliyor bu işleri derseniz de kendi alacağınız bir risk, ben yine de tavsiye etmiyorum.

İnsanları

Hemcinslerim kadınlarını çok merak ediyorum farkındayım, hatta belki yazıda nerede bahsedecek acaba diye bekliyor da olabilirler. Kadınları güzel, tamam mı? Oldu mu? :) Şaka bir yana benim konuştuğum veya konuşmaya çalıştığım insanlardan aldığım tepki çok olumlu yönde ama sanırım buranın erkekleri kendileriyle konuşulmaya pek alışık değiller ya da aşırı çekingenler. Bunu çözebilecek kadar uzun kalabilseydim keşke ancak bir dahaki sefere artık. Kadınlar ise çok sıcakkanlı ve güler yüzlü.

Kafelerde çalışanlardan tutun sokakta bir şey sorduğunuz insanlara kadar, gencinden yaşlısına kadınların hepsi çok çok samimi ve iletişim sıkıntısı yaşamıyorlar. Hatta şehir merkezine gittiğim ve yemek yemek için yerelliğin dibine vurmuş, benim oraya neden geldiğim hakkında bile fikirleri olmadığı bir yere girdim. İçerideki ufak tefek yaşlı amca sanki onu dükkândan atmaya gelmişim gibi çok pis ve baştan aşağı süzen bakışlarla adeta “siktir git geldiğin yere” der gibiydi. Kendisine yemek yemek istediğimi anlatmaya çalıştıysam da orada olmamam gerektiğini hala anlatır gibi bakmaya devam ederken o ufak tefekliğin yarısı herhâlde 100 yaşında bir ninem çıkageldi ve herifi elinin tersiyle itip bir şeyler saydırarak itti. Sonra inanılmaz bir güler yüzlü şekilde bana Gürcüce bir şeyler sordu. Karnımı gösterip, vitrindeki sosisleri gösterince hemen anladı ve masaya oturtup yemeklerimizi getiriverdi. O nine benim olmalı! Genç nüfus çoğu yerde olduğu gibi İngilizceye hâkim ve özellikle Tiflis’te iletişim çok kolay.

Konaklama

Kaldığımız Leviathan hostel çok çok eski bir bina ve hatta girişinde elektrik olmadığından bir yerde önümüzü göremiyorduk bile ama içeri girdiğimizde ise o kadar sıcak ve tatlı bir ortam vardı ki anlatamam. O eski binanın içi gencecik insanlarla dolmuş ve farklı kültürlerden gelen bu insanlar çok keyifli bir ortam oluşturmuştu. Hostel fiyatı gecelik 15-20TL arasında ve gayet merkezi bir yerde. Kesinlikle tavsiye ederim. Genel olarak diğer hostellerde de fiyatlar bu civarda ve belki biraz daha yukarısı. Sanırım en ucuzu 15TL.

Hazır konaklamadan bahsetmişken ev kiraları hakkında da bilgi vereyim ki benim gibi burada yaşamayı düşünenler için genel bir bilgi olsun. Şehir merkezinde iyi denilebilecek bir evin kirası 250-300$ civarında ama dediğim gibi bu başkent Tiflis’in göbeğindeki iyi bir evin kirası. Standartlarınızı biraz daha düşürdüğünüzde fiyatlarda dramatik bir şekilde düşecektir.

Batum

Batum ile ilgili ne yazsam havada kalacak açıkçası. Ben çok sevdiğimi söyleyemem çünkü baştan aşağı yapmacık bir şehir. Karadeniz’e çok güzel bir kıyısı var bu tek güzel noktası denilebilir ancak genel olarak şehir nasıl derseniz günü birlik gidip gördüm demek için gidilebilen bir yer.

Her yerde bu tarz ilginç yapılar görülebiliyor

Vardığımız gün henüz kahvaltı yapmamıştık ve bir yere girip Gürcistan’a özel bir şeyler yemek isteyelim dedik ancak her yer o kadar Türk mahallesine dönmüş ki Gürcü bir yer bulmak çok zor. Bir mercimek çorbasına 8-10 TL isteyen yerde mecbur yedik bir şeyler ve yemek yerken içeri 50 yaşlarında Matrix’den fırlamış gibi gözüken bir dayı geldi. Biraz bizi süzdükten sonra “gençler akşam eğlence isterseniz buyurun, karı kız falan ayarlarız… şşş” şeklinde kartını verdi. “Tabii ki” dedik, “geri zekâlı olduğumuz için mutlaka uğrarız” diyerek elemanı gönderdik. Hemen ardından kafenin sahibi geldi ve “sakın gitmeyin dolandırıcı bu şerefsiz” diye elemanın kuyusunu hemen kazıverdi.

Yukarıda bahsettiğim arkadaşım Mehmet ile burada buluştuk ve sağ olsun bize her konuda yardım etti ve bizi akşam Casino’ya davet etti. Eh yapacak bir şey yok bari Casino’ya gidelim de 3-5 bir şeyler kaybedelim dedik.

Batum’da Casinolar

Batum’da Casino konusunda çok dikkatli olmanız gerekiyor lakin bir çoğunda tahmin edilebileceği gibi fahiş fiyatları faturanıza yansıtıp İstanbul Laleli’deki gibi ya para ya dayak sistemine dâhil olabiliyorsunuz. E hani Gürcistan çok güvenliydi? Hani Gürcüler çok iyiydi, tatlıydı, candı ciğerdi? Evet, hala öyle çünkü bu casinoların hepsi Türkler tarafından işletiliyor, dolayısıyla dolandırıcılık da Türk işi.

Dükkan sahibi Türk olunca bu tarz görüntüler normal

Intourist casino ise gidebileceğiniz en iyi casinolardan biri. Princess ile birlikte düzgün işletmeciliğe sahip ve milleti dolandırma peşinde olmadan hizmet veren yerlerden. Benim için güzel bir deneyim oldu açıkçası, 50TL ile girdim ve pek tabii ki kaybederek çıktım ancak içeride bulunduğum 8 saat boyunca yediğim içtiğim her şey ücretsizdi. Sigara kullanmıyorum ancak sırf arkadaşlarıma dağıtmak için bile ikram edilen sigaraların hepsini aldım ve sanırım toplamda 10 kutu sigaram olmuştu. Yalnız şunu belirtmek isterim Princess casino çok daha şatafatlı ve lüks, dolayısıyla oyunlarda minimum para koyma miktarı da yüksek. Mesela rulet oynarken Intourist’de 0,10 kuruş koyabiliyorken Princess’da bu rakam 5 tl civarındaydı. Bunu da belirtmekte fayda var.

Atari kılıklı kumar aletleri tam para tuzakları

Benim en çok ilgimi çeken şey ise rulet masasında yanımda duran ve halinden tavrından bakkal olduğu kanısına vardığım(?) adamdı. Malumunuz rulet oynarken istediğiniz rakamlara para koyarsınız ve o rakam gelirse koyduğunuz parayı misli ile alırsınız. Benim koyduğum rakamlar genellikle 0,10 kuruş gibi rakamlar ve tek seferde yatırdığım maksimum bahis herhâlde 3 TL civarında falanken bu abimiz tek seferde sürekli 2000TL ve 3000TL gibi rakamlarla oynuyordu. Onun ekranına bakmaktan kendi oyunumu kaçırdığım çok oldu açıkçası. Sonuç olarak o masadan herhalde bir 30.000TL zararla falan kalktı ama masadan kalktığında sanki orada 30.000TL değil de bakkaldan aldığı 1tl lik çakmağı unutmuş gibi bir umursamazlık vardı. Millette ne para var arkadaş ya!

Kamu Spotu: Casino ve kumar çok kötü bir şey, sakın gitmeyin.

Tiflis ile ilgili hazırladığımız videoyu da izleyebilirsiniz :)

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.