All for Joomla All for Webmasters

Yeni insanlarla tanışırken pek tabi ki ikinci yada üçüncü gelen soru hep aynı, “Ne iş yapıyorsun?”. Son 4 yıldır verdiğim cevap hep aynı oldu, “Gezginim, geziyorum ve yazmaya çalışıyorum”. Sonrasında pek tabi e nasıl finanse ediyorsun vs. vs. ama anladığım kadarıyla halen benim içinde yaşadığım ve yıllarca hayalini kurup sonunda başardığım bu hedef dışarıdan pek görülmüyor. Yanlış anlaşılmasın, kimseye hava atma yada gösterme gibi bir niyetim yok ancak son zamanlarda en yakın arkadaşlarımla konuşurken bile “bu aralar yoğunum” dediğim zaman “neyine yoğunsun ulan, çalışmıyorsun ki?” cevabıyla karşılaşıyorum. Cidden bana batan bir durum değil bu ama gerçekten çalışmak demek karın tokluğuna, ay sonunu zor getirerek ve işinden nefret ederek yaşamak mıdır? Galiba bir çok insan için bu böyle ve mutlu olduğu işi yapan kişi çalışıyor sayılmıyor. İnsanların bu kadar mutsuz olmasına çok şaşırmamak gerek. Konfüçyüs “Mutlu olduğunuz işi yapın, böylece bir gün bile çalışmamış olursunuz” demiştir ama eğer buna referans gösteriyorsanız abiyi çok yanlış anlamışsınız.

Mesela ekmek fırın ustası olsam çok mutlu olabilirim :)

Bu kadar “hayallerinizin peşinden koşun!” demek bir yerden sonra insanın canını sıkıyor farkındayım. “Koşamıyoruz ulan işte, ne zorluyorsun!” deseniz yeridir. Eğer gerçekten bunu diyorsanız hak veriyorum size, gerçekten tüm samimiyetimle hak veriyorum. Belki de ben ve benim gibi üzerimize yapışan, bu tabiri pek sevmesem de gezgin hayatı yaşayan insanların çok düzgün bir şekilde aktaramadığımız bir yaşam tarzını yarım yamalak sizlere empoze etmeye çalışıyoruz. Sürekli güzel yerlerde fotoğraflar, farklı ülkeler, rahat yaşam tarzı, patronsuzluk, kumsallar, denizler, dağlar, nehirler ve daha bir çok Instagram’da “bakın ne kadar mükemmel bir hayatım var!” şekilleri. Özgür olmanın bedellerinden biri de, önceden üstlerinizin bastırdığı egonuzun birden serbest kalması ve tabiri caizse ortalığa sıçıp batırmasıdır. Eğer benden böyle bir duygu aldıysanız, veremediğim ve iletemediğim mesajdan ötürü hepinizden özür dilerim.

Gezgin hayatına sahip olmak özgürlüğünüzü ve hareket alanınızı genişletir ancak ister inanın ister inanmayın bir ofis hayatında sahip olduğunuz sorumluluklardan çok daha fazlası sırtınıza biner ancak tek fark bu sorumlulukların ağırlığı yoktur. Zengin etmeniz gereken bir şirket, kendi müdürüne şekil yapsın diye ağız kokusunu çektiğiniz bir başka müdür, mutlu olsun diye suratına sırıtmanız gereken bir müşteri yoktur. Daha gerçek ve daha dişe dokunur bir şey, kendi hayatınız var artık. Kendiniz için karar verip, kendiniz için kazanmak. İşte tüm mesele gerçekten bu. Çalışma şartları ve zorlukları da size kalmış.

Zorlu çalışma koşulları

Kendimden yola çıkarak nasıl bir hayatın sizi beklediğini açıklamaya çalışayım.

Bir kere azla yetinmeyi öğrenip, dünyanın para ile değil insan ilişkileri ile döndüğünü öğrendim. Maddiyata bağlı olan insan ilişkileri de(bkz. şirket hayatı) işin içinde para olsun yada olmasın sahte olduğundan hiç dikkate alınmaması ve düşünülmemesi gereken şeyler. Doğru insanlar tanımak, o insanları doğru oldukları için sevmek ve yardım etmek, karşılığında da siz istemeden onlardan yardım görmek. Bunu başardığınız takdirde karşınıza açılacak kapıların haddi hesabı hiç ama hiç yok.

Hayallerin peşinden gitmek, onlara dokunmak, hayallerinizin kıçına pembe kurdele takmak gibi terimlerle itibarsızlaştırılan bu duygu aslında insanın kendi içindeki gücü ve potansiyeli en kolay şekilde keşfedebileceği yolun ilk adımı. Bu adım benim için yola çıkmaktır, sizin için resim yapmak, şarkı söylemek veya herhangi bir şeydir. Ufak bir sır vereyim size; dünyada ilham arayan çok fazla insan var ve insanlar gerçekten çok mutsuz ve umutsuz. Evet belki şirketler sizin hayallerinizi umursamıyor olabilir, sponsor da olmuyor olabilir ama insanlar umursuyor. Aynı benim yola çıkmadan önce yola çıkan herkesin gözlerinin içine bakıp heyecanla onları izlediğim gibi konuştuğum insanlarda bunu görüyorum. Çalıştığım süre boyunca asla görmediğim saygıyı görüyorum, sevgiyi görüyorum. Anlatması çok zor bir destek bu ve parayla asla ama asla satın alınamayacak bir duygu. İnsana mutluluk, cesaret, ilham vermiyor ama öyle bir yaşama tutunma ve iyi yaşama isteği veriyor ki artık kendiniz için olduğu kadar bir başka insana da yardımınız dokunacak, belki onu da hayalini kurduğu yola sokacaksınız diye bir heyecan ve liderlik ruhu kaplıyor her yanınızı. Hayatım boyunca hiç hissedemediğim bu duyguyu şimdi hissediyorum, sizce de doğru yolda değil miyim?

Kendinize yapılan yatırımın değerini görmek de bu hayatın en büyük getirilerinden biri. İngilizce öğrenmek, bir şirkete bağlı olmadan bağımsız olarak yapabileceğiniz bir iş ile para kazanmak, farklı ülkelerde/şehirlerde çok farklı gönüllü işler yaparak sizi en mutlu edecek işi aramak da kendinize yapabileceğiniz en büyük yatırım olacak. Kendinize yatırım demek gerçek anlamda bir ömür boyunca size fayda sağlayacak şeyler demek. Ben mesela masaj kursuna başlıyorum, çok uzun sürecek bir masaj eğitiminin sonunda masaj terapisti ve eğitmeni olacağım bir aksilik olmazsa ve bunu seçmemdeki en büyük sebep bir insanın ağrısını ve problemini ellerimle yok edebilme hissiyatının beni en çok mutlu edecek şeylerden biri olduğunu düşünüyor olmam. Sizce ömür boyu böyle bir yeteneğe sahip olmak insanın özgüvenini daha da ateşleyecek bir şey değil mi?

Hayatım boyunca ne zaman paranın peşinden gittiysem hep pişman oldum. Daha çok kazanayım dediğim her tercihte hep daha dibe girdim. Geçtiğimiz günlerde yine benzer bir durum oldu ve “ulan acaba?” dedim ve son kez yine gideyim dedim çünkü gerçekten bu sefer “milyonluk adam” olma şansım vardı o yüzden aynı salaklığı tekrar yaparak paranın peşinden gitmeyi tercih ettim ve doğal olarak yine aynı saçma duruma düştüm. İşin komik tarafı parayı seçmediğim her tercihte hep beklediğimden fazlasını elde ettim ve hala akıllanmadığım için yine yanlış bir seçim yaptım. Ama neyse ki bu sefer B Planım hazırdı ve sonumu tahmin ettiğimden çoktan hazırlanmaya başlamıştım bile. En azından batmadan batacağımı görecek kadar akıllanmışım. Bu plan ile ilgili şu an bir açıklama yapmıyorum(yukarıdaki masaj konusu bu planın ufak bir parçası) ancak yakında (Mayıs – Haziran) çok güzel projelerle tekrar yollara dönüyorum ve bu sefer her zamankinden çok daha yoğun ve uzun soluklu olarak.

 

Karar vermek gerçekten en zorlu süreç biliyorum. Özellikle böylesine ciddi ve radikal görünen bir kararı vermek hem muhtemelen geleneksel olan aile yapınızı şoka uğratacak hem de hiç alışık olmadığınız bir hayata bodoslama girmek sizi korkutacak. Ama ne yaparsanız yapın kendiniz için yaşamadığınız her kötü günün sonunda aynı soruyu kendinize sormak zorunda kalacaksınız.

 

Ben bu kadar sıkıcı bir hayat yaşamak zorunda mıyım?

 

10 Responses

  1. medet

    Yazılarınız terapi niyetine okuyorum yaklaşık 3 4 senedir takip ediyorum sizi. instagram’da paylaşımlarınızı göremeyince sitenizi ziyaret edeyim dedim ve iyiki de ziyaret ettim diyorum. Bir sonraki yazınızı merakla bekliyorum.

    Cevapla
    • gokhan

      Çok teşekkürler :) Instagram’ı herkes kadar aktif kullanamıyorum ve bu aralar sosyal medyadan biraz uzaktayım. Bir kaç ay içinde tekrar eski halime geri dönmek üzere hazırlıklar yapıyorum :)

      Cevapla
  2. Nilay

    Bir yazınızı okumayalı uzun zaman olmuştu. Çok iyi geldi, teşekkürler paylaşım için. İyi gezmeler, iyi çalışmalar :)

    Cevapla
  3. Kemal

    “İnsanın her zaman kendisi için yaşaması gerektiği düşünceniz” ve “dünyanın para ile değil insan ilişkileri ile döndüğü” fikriniz bana göre çelişse de yazınızı çok beğendim. Teşekkür ederim.

    Cevapla

Kemal - Yorum Yazın Yorumu İptal Et

Email adresiniz yayınlanmayacak.