All for Joomla All for Webmasters

Kişinin sürekli başının belaya girmesi, stres olması, şikayet etmesi, hayatından memnun olmaması ve başka bir yaşam tarzı arayışına girmesinin en büyük sebebi çevre. Çevreden kastım da uzun süreli kurduğu arkadaşlıklar, dostuluklar falan değil. Tam olarak o an içinde bulunduğu an ve çevresinde akıp giden yaşam. Hani bazen denize girersiniz de su baya sıcaktır ama bir noktasında buz gibi bir akıntıya denk gelirsiniz de kıçınız başınız birden donar ya, işte aynı o olay. Kendi adıma konuşmak gerekirse eski Gökhan’a nazaran daha sabırlı biri oldum, tabiki seyahatin bana öğrettikleri sayesinde. Önceki Kuala Lumpur yazımda üst üste gelen aksiliklere ve sağlık açısından da pek iyi hissetmiyor olmama rağmen hemen şehri suçlamak ve tüm boku şehrin üzerine atmak yerine bulunduğum yeri değiştirmeye karar verdim. Bakınca çok büyük bir olay değilmiş gibi gözükse de benim için önemli bir gelişme bu, hızlı önyargılarımdan birini daha yendim ve şimdi bu yazıyı yazarken eskiden hiç hissetmediğim bir şeyi hissediyorum ve kendimle gurur duyuyorum. Şehir, ülke, dünya ,iş, ev, güneş, yağmur ve tabiki zaman, olduğu yerde duran yada kendi halinde sizin değiştiremeyeceğiniz şekilde ilerleyişini sürdüren şeyler. Bunlara müdahale edemezsiniz yada değiştirmeye çalışamazsınız, çalışırsanız da kaybetmeye mahkumsunuz. Dikkat ederseniz herkes dünya’yı değiştirmeye çalışır ama kimse değişimin ilk adımı olan kendisinden başlamaz. Değişimin kendisi olmak hem ilk hem de son adımdır. Sen değişirsen, etrafındaki dünya ve çevre de seninle birlikte değişir ama onları değiştiren sen olmazsın, senden etkilenip değişimi seçen onlar olur.

Sabah sabah(en azından burada) bu kadar felsefe yapıp kafa açmaya gerek yok daha sanırım. Kuala Lumpur’dan tekrar selam!

Çiftlikten apar topar çıkıp göt kadar bir pikap’ın içinde sıkış tıkış yola koyulduk. Paula, Linda, William ve ben önümüzdeki bir kaç gün içinde bize ücretsiz kalacak yer sağlayacak Biji-Biji‘ye doğru gidiyoruz. Son anda yola çıkmadan elimize tutuşturulan şeker kamışı sularına deli gibi abanıyorum. Elemanlar Avrupa’lı olduğundan iki yudum alıp bırakıyor yarım saat sonra iki yudum daha alıyordu. Lan adamlar buz gibi vermiş içecekleri, ne süründürüyosunuz? Lıkır lıkır götürün işte!

Bizi şehre götüren çiftlik yöneticisi Gokul yol boyunca pek bir keyifsiz, çok konuşmak istemiyor gibi. Şehre ulaştığımızda otoyolda olsak da tam biji biji’nin bulunduğu yerin önünden geçtiğimizi farkediyor ve Gokul’a burada inmek istediğimizi anlatıyoruz. Hiç oralı değil…Israr etmeye çalışıyoruz kibarca, ilerde bir yerde inebiliriz, çok geçmedik yürüyebiliriz falan diyoruz ama adam son gaz devam ediyor. Neyse, tren istasyonuna yakın nasılsa diyip artık nerede bırakacaksa oradan döneriz geri diyoruz. Merkeze ulaştığımızda inerken nasıl gideceğimizi soruyoruz ve Gokul “e biz oradan geçtik zaten?” diyor. Anlamsız şekilde karşılıklı bakışıyoruz, halen çözemedim bilerek mi yaptı yoksa cidden farkında değil mi diye. Her neyse, KL Sentral’ın en güzel yanı Malezya’nın her yerine buradan araç bulabilmek zaten. Kommuter train denilen hadiseye atlayıp Batu Kentomen’e doğru yola çıkıp yarım saatte varıyoruz.

Biji Biji

Biji-Biji kelime anlamı “Tohum” olan gerçekten çok enteresan ve harika bir yer. Daha doğrusu yaptıkları şey çok güzel, bir an acaba İstanbul’a dönünce böyle bir olaya mı girsem diye düşünmedim değil ama bizim ülkede muhtemelen terörist bunlar diye yakarlar binayı(örnekleri mevcut). Kısaca olaydan bahsetmek gerekirse, burayı yöneten 2-3 kişi var ve bu kişiler de öyle beyaz yakalı falan değil, bildiğin senin benim gibi adamlar. Genelde onlar da orada kalıyor ve insanların ihtiyaçlarına karşılık veriyor, yapılacak işleri yönetiyor. Bir nevi müdürler yani sadece müdür olduğu için kendini şirket sahibi zanneden mal sürülerinden değiller ve seni ezmeye çalışmıyorlar. Mesela bir projen var, ne projesi olduğu hiç ama hiç önemli değil. İstersen çok teknolojik ve insanlara çok büyük yardımı olacak bir şey olsun, istersen hiç alakasız kimsenin işine yaramayacak ama senin kendi sanatını gösterebilmene olanak tanıyacak bir şey olsun. Buraya geliyorsun, yapmak istediğin projeyi anlatıyorsun ve sana nelere ihtiyacın olduğu soruluyor. Listeyi veriyorsun ve onlar listedekileri temin edene kadar orada dilediğin kadar kalabiliyorsun. Genelde 1-2 gün içinde listedeki herşey temin ediliyor ve projeni bitirene kadar orada kalabiliyorsun. Eğer yemek için paran yoksa yine yemek giderlerini de karşılıyorlar. Genel olarak olay bu kadar! Buna karşılık senden beklentileri sadece senin de elini taşın altına sokabileceğin bir durum olduğu zaman diğerlerine yardım etmen. Bu aslında bir beklenti değil çünkü orada kalanlar zaten çok açık fikirli ve güzel insanlar olduğundan arkadaş olman çok uzun sürmüyor. Dolayısıyla nasıl ki bir arkadaşın gözünün önünde bir şey kaldırmaya çalıştığında yardım edersin, aynı o muhabbet.

Yağmur suyunu kullanma, plastik geri dönüşüm, boşa yanmayan sokak lambaları, emniyet kemerinden çanta, boş plastik su şişelerinden lamba yapımı, kumaş çanta üzerine motif çizimi gibi sürekli değişen ve yenilenen projeler var. Benim en çok ilgimi çekenlerden biri kullanılmış emniyet kemerlerinden çanta yapan abimiz Sultan oldu. Hurdaya çıkan arabaların emniyet kemerleri toplanıp temizlendikten sonra Sultan bunları omuz askılı çanta, ufak cüzdan vb. gibi bir çok çeşitte çantaya dönüştürüyor. Emniyet kemerinin yapısını düşünürseniz zaten en az bir 50 yıl sıkıntı olmadan kullanabilirsiniz. Sırtçantası yapsa alırdım valla :).

SultanIMG_4002IMG_4003IMG_4010

IMG_4004IMG_4005IMG_4007IMG_4008

Bir diğer ilginç proje ise evin elektronik dehası Ash tarafından geliştiriliyor. Ultrasonik algılayıcılar kullanarak sokak lambalarının sadece birileri oradan geçerken yanmasını ve diğer zamanlarda ise daha düşük bir ışıkla çalışmasını sağlayan bir sistem geliştiriyor. Kuala Lumpur belediyesi ile de anlaşılmış ve bitirdikten sonra pilot bölgelerde kullanılmaya başlanıcak. Ben ise bulunduğum süre içerisinde bir çok amele işi yaptım. Yeteneksiz olduğumu söylemek yerine bana o denk geldi diyerek konuyu çok uzatmıyorum. Uzak sayılabilecek bir yerde bir ofis boşaltılıyor ve içerisindeki kutular, demir raflar vs. kullanılmayacak. Biji-biji’yi arayıp istedikleriniz varsa alabilirsiniz diyorlar ve biz de almaya gidiyoruz. Aralarında heralde 1 tonluk dev bir klimanın da bulunduğu bir sürü ıvır zıvırı kamyona yükleyip eve getirdik.

IMG_4014

 

Ev bildiğiniz villa, hatta daha önceleri burada bir milletvekili kalıyormuş ancak sonra çevrede suç oranı biraz artınca ve lokasyon olarak bize muhteşem gelen ancak tabi milletvekillerini tatmin etmeyecek bir yerde olmasından sebep taşınmış. Ev devlete ait ve cidden Malezya hükümetini takdir ettiğim bir nokta da bu zaten, bu tarzda projeler ürettikleri sürece evde ücretsiz kalıyorlar. Sadece elektrik su vs faturaları ödemeleri gerekiyor ama o konuda da şöyle bir durum var, yıllık yaklaşık 150bin liralık bir bütçe devlet tarafından buraya sağlanıyor. Dolayısıyla insanların ihtiyaçları karşılanmakla kalmıyor üstüne bir de çok uçuk bir projeniz varsa bile bunu yapma şansınız yine bulunuyor. Müzik konusunda da oldukça açıklar, evde piano, gitar, bateri, darbuka, mızıka vs. bir çok şey var. Rüya gibi bir şey… Aklınızda bir proje varsa ve bunu gerçekleştirmek için Kuala Lumpur’a gelmeyi göze alıyorsanız www.biji-biji.com adresinden kendilerine ulaşabilirsiniz. Ayrıca couchsurfing’den insanları ağırlamak için de ayrıca bir odaları bulunuyor.

IMG_3972 IMG_3976

IMG_3984

IMG_4124

Yemek olayı gayet iyidi. Hemen yanımızda bulunan restoran 3-4 liraya öküz doyuran cinsinde yemekler veriyor. Sabah kahvaltıdan akşam yemeğine kadar genelde burada yedik içtik. Öyle bir Chicken Tandoori yedim ki, kısa bir süreliğine de olsa Türkiye’de ki yemekleri unutturdu bana. Uzun süredir böyle güzel bişey yememiştim. Resmen çabuk bitmesin diye yavaş yedim o kadar diyorum :)

Yılbaşını da burada geçirdik haliyle. Nasıl yaptıklarını bilmiyorum ancak bir “house party” düzenlediler ve bu parti bölgedeki baya pahalı bir otelin kral süitinde oldu. Davet de edildim ancak gitmedim, evde kalmak daha cazip geldi ve en sevdiğim elemanlar da zaten evde olduğundan hiç gidesim de gelmedi. Yılbaşını evin çatısına çıkıp anlamsız şekilde bağırarak ve yoldan geçen insanlara el sallayarak ve şehrin dört bir yanından atılan havai fişekleri izleyerek geçirdik. Sanırım partiye gitsem bu kadar iyi vakit geçiremezdim. Evde bir projektör bulduk laptop’ı bağlayıp film izledik :)

İzlediğimiz film “Factory Girl”

 

Geldiğimden beri mutlaka gitmem gereken yerlerden biri olan Batu Caves’e yürüme mesafesindeyiz. Eh o kadar lafını ettiler gidelim bari diyorum. Ne zaman zaten o kadar lafı edilse bana bir o kadar boş gelir bu yerler. Mağara sevenleri mest edebilecek güzellikte olduğunu tahmin ediyorum. Baya büyük mağaralar ve birine giriş ücretli. Bu ücretli olanda ise baya şekilli Hindu heykelleri var. Turistik bölge tanıtımı konusunda ne kadar yeteneksiz olduğumu tekrar hatırlatma onurunu bana bahşeden Batu Caves’e teşekkür ediyorum.

IMG_4104

IMG_4113  IMG_4093 IMG_4092 IMG_4096

Evde daha uzun da kalabilirdim ancak bu aralar bir çok insan gelip kalmak ve bir şeyler yapmak istiyor ve ben boş boş durup ekstra yatak kapladığımı düşünmeye başladığımdan artık tekrar yola koyulma vaktidir diyorum. Gençlere ve gerçekten sanat yapmak isteyenlere yer açmak lazım değil mi? :) Ayın 15’inde Filipinlere biletimi aldım ve o zamana kadar ya hostel yada bulabilirsem couchsurfing ile vakit geçirmeyi düşünüyorum. Ayrıca Bangkok ve Krabi’den hatırlayacağınız İtalyan arkadaşım Erinda ile bir günlüğüne tekrar görüşecez. Kuala Lumpur’da 1 gece kalıp Vipassana‘ya katılacak.

Kuala Lumpur’da son kez görüşmek üzere, 2015 nasıl isterseniz öyle olsun :)

 

 

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.