All for Joomla All for Webmasters

Jay ve ailesiyle geçirdiğim şahane 4 gün sonrası Seoul’e doğru yola koyuluyoruz. Beni 2,5 saatlik havalimanından alan adam tekrar beni geri götürüyor ama neyse ki bu sefer çok mahçup hissetmiyorum çünkü beni ana terminal olan Seoul Station’a bırakıp oradan başka bir couchsurfer çifti alıp geri dönecek eve. Gerçekten bu adam tarafından misafir edilen insanlar çok şanslı ve ben de onlardan biri olduğum için çok mutluyum. Adamda sınırsız bir cömertlik var ve umarım başına bela açmaz bu durum.

İstasyona geldiğimizde diğer misafirlerini beklemek için bir yerde oturup yemek yiyoruz. Gelecek olanlar da Seoul’de bir couchsurfer’ın yanında kalmış ve onları da buraya getiren yine kendi hostları. Mini bir couchsurfing toplantısı oluyor yani :) Ve iki İspanyol elemanla birlikte süper sıcak kanlı ve eğlenceli bir tip olan hostları geliyorlar. Ben İspanyollarla konuşurken Jay de diğer Koreli hostla bir şeyler konuşuyor. Aradan 2 dakika geçmeden takas edilmiş oluyoruz. Evet, yeni ev sahibim Jooahn’a merhaba diyin :)

10920905_786372924782767_6019631906085479048_n

Bildiğin misafir takası yapıldı 2 dakikada! İspanyol’lar Jay’in evine, ben de Jooahn’ın evine geçiyorum. Herkes çok memnun bu durumdan çünkü Jooahn’la birbirimize alışmamız 1 dakikadan kısa sürdü. Olağanüstü eğlenceli bir adam ve hayat tarzıyla da beni etkilemeyi başardı. Kendisi bir Protestan kilisesinde bir papaz ve ilahiyat okuyor ancak dini inancı yok :) . Gel de hasta olma, adam ilahiyata bildiğin profesyonel yaklaşıyor. Hiç de öyle papaz gibi de durmuyor. Zaten anlattığına göre de genellikle çocuklara din eğitimi veriyor ve bu eğitimi verirken de din ile ilgili konulara hiç girmiyor, sadece iyilik, dostluk, yardımseverlik ve dürüstlük gibi ilkelerin önemlerinden bahsediyormuş. Valla bu adamı ben takip ederim şahsen, çocuğum olsa eğitimini de Jooahn versin isterdim. Şimdilik bunu yapabiliyor çünkü öğrenci olduğundan dolayı sadece Pazar günleri 5 saat kadar çalışıyor ve 650€ maaşı var. Haftada 4 gün, ayda toplam 20 saat “muhabbet” ve 650€ maaş. Önceki yazımda öğretmenliği düşünüyordum ancak papazlık da oldukça ilgi çekici gelmeye başladı şu anda.

Evi baya merkezi bir yerde ve her türlü toplu taşımaya yakın. Eve gittiğimde Tayland’lı bir kız, Bee ile tanışıyorum. Biz insanlarda ender görülen “deha” tanımını taşıyan bir kız. Couchsurfing’den gelmiş o da buraya ve 1 aydır Jooahn ile kalıyor. Burada ufak bir iş kurmuş kendisine ve onu işletiyor. 1 ayda Korece konuşmayı bile öğrenmiş, Jooahn’ın demesiyle telaffuzu inanılmaz derecede iyi.

Yatağım

Yatağım

Ve gri manzaram

Ve gri manzaram

Baya büyük bir apartmanın 19. Katındayız, ev ufak tefek ama gayet güzel. Öğrenci evi ve Jooahn’ın ailesine ait olduğu için kira dertleri yok. Şu anda beklentilerimin hepsi sonuna kadar karşılandığından bu saatten sonra olabilecek her şey bana ekstra keyif getirecek. Biraz işi var, bir cafe’ye gidip hem bişeler içelim hem de laptopları alıp işimize bakarız diyor. Hemen diyorum ve hazırlanıp çıkıyoruz. Gittiğimiz cafe oranın en ucuzlarından ancak görünen o ki en ucuz bile bize göre pek ucuz sayılmaz. Bir çay içiyorum ve 4,500won veriyorum o da yaklaşık 10 lira neredeyse. Buradaki çay kahve fiyatları absürt derecede yüksek, gerçekten anlam vermek güç ama Kore’lilerin kafeye gidip orada çalışma gibi bir huyları var. Ulan evinde 100mbps hızında internetin var ama sen kafe’ye gidiyorsun. Tamam cidden ortamı falan güzel de yine de çok anlam veremedim. Herneyse sonuçta bana göre pahalı ancak ona göre pek değil. Ben Kadıköy’de bir çaya 3 lira verdiğimde de İran’lı arkadaşımın gözleri büyümüştü, o yüzden normal sanırım.

"Kendinle karşılacak kadar uzağa git"

“Kendinle karşılacak kadar uzağa git”

IMG_5082

Akabinde bir arkadaşı da katılıyor bize. Kendisi satışçı ve bana eğer bir gün ne olursa olsun bir şey satmak istersen bana gel, elinde ne ürün varsa satabilirim diyor. Aklıma kendimden başka bir ürün gelmediğinden beni piyasaya pazarlayıp pazarlayamayacağını soruyorum (gülüşmeler). Sonra gayet ciddi bir şekilde böyle bir şeyin nasıl olabileceği konusunda kısa bir brifing veriyor. Gerçek söylüyorum beni piyasaya nasıl pazarlayabileceğimi, yaşım dolayısıyla çok gençlere hitap etmeyeceğimi ve genel olarak pek Kore’li kızların ilgisini çekecek bir tipim olmadığını ancak jigololuk konusunda şansım olduğunu çünkü baya “garip” zevklere sahip kadınların sayısı da az değilmiş… Bunları dinledikten sonra ne hissedeceğimi bilemedim açıkçası, sevineyim mi yoksa üzüleyim mi? Yani bardağın dolu tarafından bakarsak hala para ediyorum, boş tarafından bakarsak da “garip” derken? Biz ne ara bu konuya girdik?

Çıkıp yemek olayına giriyoruz. Öğrenci oldukları için ucuz yerler biliyorlar ve onlardan birine gitmeye karar verdik. Yol boyunca Kore’ce baya atıştılar birbirleriyle, sonradan öğrendiğim kadarıyla da Jooahn yumurtalı bişeler, Ethan (potansiyel pezevengim) ise tavuk yemek istiyormuş onun kavgasıymış. Jooahn’a evde menemen yapma sözü vererek Ethan’ın istediği yere gidiyoruz ve hiç pişman değilim. 3 kişilik bir yemek yiyoruz, mezeler geldikçe geliyor ve çatlayana kadar yiyoruz. Yemeğin konusu ise askerlik muhabbeti. Askerlik baya zor diyorlar ama tabi onlara zor gelen şeyin ne olduğu konusunda pek bir fikrim yok. Jooahn askerlik yapmamış ancak askerlik yerine sosyal hizmetlerde çalışmayı tercih etmiş. Evet böyle bir tercihleri var ve normalde 20 ay süren askerlik yerine bir kamu hizmetinde çalışılabiliyor. Bence gayet güzel, emin değilim ancak sanırım Avrupa’da da böyle bir sistem vardı bir ara.

Önümüzdeki tavada işen sebzeli tavuk

Önümüzdeki tavada işen sebzeli tavuk

Bitmesine yakın üzerine pirinç ekleniyor ve hızlıca bir kavruluyor tekrar.

Bitmesine yakın üzerine pirinç ekleniyor ve hızlıca bir kavruluyor tekrar

Couchsurfing’in ölmediğini görmek gerçekten güzel çünkü baya eğlenceli zaman geçirilebiliyor. Jooahn günlerden Pazar olduğundan işe gitmek zorunda, hayır şikayet ediyor bide, utanmasa bir pazarımız bile yok diyecek! Ben de daha önce CS hiç denememiş biriyle buluşuyorum. İngilizcesi yerlerde ama çok uğraşıyor dediğini anlatabilmek için, zaten bu azimle bir yerlere geliyorlar ama bence tek eksikleri anlamadan her şeye he demeleri. Bazen bir şey anlatıyorum o kadar güzel he he diyor ki gerçekten anladığını sanıyorum, sonra bir soru soruyorum anlattığım şeyin sonunda hala yav he he diye devam ediyorlar. Hepsinde aynı sıkıntı mevcut tanıştıklarımın, öyle “pardon anlamadım tekrar eder misin?” diyeni duymadım henüz. Bu konuyla ilgili Jooahn’la konuştuğumda durum nispeten açıklığa kavuşuyor.

Kore’de eğitim sistemi yeni yeni değişiyor. Ve bu yeni sistemle eski sistem arasında bir müfredat farkı yok ancak davranış farkı var. Eski jenerasyon hiç bir şekilde hiç bir koşul altında çocukların eğitimleri boyunca hata yapmamalarını istiyorlar. Aşırı derecede mükemmelliyetçi bir toplum olmuşlar ve bu yüzden çocuklar da hata yapmaktan inanılmaz derecede korkuyorlar. Ne yapılırsa yapılsın, konu ne olursa olsun mükemmel olmak zorundalarmış ve hata yapma gibi bir lüksleri de yokmuş. Şimdilerde ise çocuklara daha esnek davranılıyor ve “hata yapabilirsiniz ama bunlardan ders çıkarıp öğrenmelisiniz” sistemine geçilmiş. Benim gördüğüm, Kore’de İngilizce neredeyse hiç konuşulmuyor. Hemen herşeyin üzerinde İngilizcesi var ancak sen bir şey sorduğunda kimse cevaplayamıyor ancak bir şekilde dediğini anlıyorlar. Bu gerçekten de böyle, aslında burada insanların çok büyük bir kısmı İngilizce biliyor ancak sadece anlama konusunda. Siz bir şey söylediğinizde, tabiki temel seviyede, anlıyorlar ancak hata yapacaklarını düşünerek cevap veremiyorlar. Bu baskıcı eğitim sisteminin sonucunda ortaya çıkan bir durum olduğunu düşünüyorlar.

JinSeok

JinSeok

JinSeok ile buluşmamız da eğlenceli geçiyor. Yavrum garip ilk defa CS yaptığı için bir telaşla beni sürekli geleneksel Kore ıvır zıvırlarının olduğu yerlere götürüyor, tek tek sokaktaki yemekleri açıklamaya çalışıyor. Ben de sürekli olarak “sakin ol şampiyon” modunda kendisini sakinleştirmeye çalışıyorum. Beni Insadong caddesine götürüyor. Bizim istiklal caddesi işte, deli gibi bir kalabalık. O kadar fazla şey var ki bir an aralarında boğulacak gibi hissediyorum ve JinSeok da durmadan ordan oraya koşturuyor her şeyi gösterebilmek için. Ve durmadan aç mısın diye soruyor. Açım ulan dedim, gittik baya güzel bir şeyler yedik.

Kızarmış ahtapot

Kızarmış ahtapot

IMG_5115

Ortaya karışık, cidden her şey var.

Ortaya karışık, cidden her şey var

Sonra çıkıp bir 15dk yürüdükten sonra yine sormaya başladı aç mısın diye. Dedim sen açsın heralde? Şuursuz şuursuz gülüyo şebek, e hadi gel dedim yiyelim gene. Sokakta ahtapot ızgara vardı ondan aldık yedik. Abartmıyorum daha 15-20dk geçti bu pişkin pişkin gene sırıtıyor, noldu dedim acıktın mı? Eh biraz dedi..İşin garip tarafı ben de ne hikmetse acıktım. Bu sefer daha sağlam bişeler yedik cidden doyduk. Ama tabiki tatlıya yer vardı çünkü bu sefer de beni tatlı yemeye götürdü. Enteresan bir dondurma çeşidi geldi masaya, feci şekilde yumuşak, kaşığı üzerinde gezdirmemle kaşığa yapışması bir oldu. Çok çok ince kıyılmış buz ve sütten oluşuyor.

IMG_5133

 

Neyse baya güzel bir şeydi ve JinSeok yanında getirdiği “rice cake” leri çıkartıyor. Bizim lokuma benzeyen tatlılar Kore’nin %90’ının olduğu gibi yine pirinçten oluşuyor. Burada şahit olduğum şey ise daha enteresan, elinde çok fazla olduğundan bize yetecek kadarını alıp kalanını dükkan sahibine ikram ediyor. Kabul etmeme gibi bir durum yok çünkü saygısızlık olur, dükkan sahibi kabul ediyor ve bize de farklı bir krakerimsi bir şey ikram ediyor. Karşılıklı hiç alışık olmadığım bir saygı olayı, baya bi hoşuma gidiyor.

Rice Cake

Rice Cake

Dükkan sahibinin bana hediyesi :)

Dükkan sahibinin bana hediyesi :)

Bu arada saygı demişken ufak bir detayı belirteyim burda. Japon’larda olduğu gibi Kore’lilerde de karşındakinin önünde eğilerek selam veriliyor. Birine herhangi bir şey verirken iki el ile veriliyor, tek elle para verme gibi bir durumda da diğer el ile eşyanın verildiği kol tutuluyor.

Joohan’dan ayrılıp başımdan beklenmedik bir olayın geçtiği Suwon’a gidiyorum. Suwon ile ilgili olan olayı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Normalde bu yazıya dahil etmeyi düşünüyordum ama çok uzun olduğundan ayrı bir yazı olarak yazdım.

Suwon’dan Seoul’ün en merkezi bölgesinde bir hostelde kalmaya geldim. Haritada gösterilen yere ulaştığımda hostel yerinde bir otel bulunuyordu, biraz dolaşıp hosteli bulmaya çalıştım. Kimse sorduysam da hiç bir fikirleri olmadığını söylediler. Adres doğru ancak kimse öyle bir hostel duymamış. 1 saat kadar dolaştıktan sonra yine soğuktan donacak gibi olduğumdan Starbucks’a girdim. Bu arada çok ilginç bir bilgi vereyim, Güney Kore’de ki Starbucks sayısı tüm Amerika’dan daha fazlaymış :)

IMG_5182

Starbucks da tam lokasyonu yeri ve binanın bulunduğu sokağa kadar google maps yardımıyla bulduktan sonra tekrar döndüm ve ilk geldiğim yer olan otelin önünde buldum kendimi. Neyse bari şu otele sorayım yoksa da ucuz bir yer bulurum diye girdim. Evet, gitmem gereken yer orasıymış zaten. İsmi değişmiş… Myongdong Hostel, olmuş sana BONBON Hotel. Fiyat olarak 25.000won isteyen kadına internette 18.000’e gördüğümü söyledim ve anında o fiyata indi ve odayı verdi. Üşümem hala geçmemişti, odaya girdiğimde bile üşüyodum çünkü ısıtma sistemi otelde pek kimse olmadığından sadece akşamları 8’den sonra çalışıyormuş. Neyse çok problem değil dedik, dışarıya çıkıp biraz merkezi dolanayım dedim. Evet önceki yazımda şehir hayatını özlemişim demiştim ama bu kadarmış, çabuk sıkıldım. Seoul çok güzel bir itibara sahip olsa da doğa konusunda sınıfta kalmış. Hiç bir şey yok doğa adına. İstanbul o konuda bin basar öyle diyim. Ancak ilginç olan husus devasa milyar dolarlık gökdelenler ve iş merkezlerinin arasında ufak tefek pazarlar ve evler de bulunuyor. Mesela benim kaldığım yer, gerçekten Seoul’ün bu kadar göbeğinde olup da bu kadar ucuza kalabileceğiniz bir yer olmasına inanmak zor. Hemen karşımızda ki Lotte Hotel’in geceliği 1500$ mış. Ben 15$’a kalıyorum.

seoulMerkezde olması iyi hoş güzel ama açıkçası daha önceden gittiğim yerlerden çok daha keyif almıştım. Her ne kadar renkli görüntülere sahip olan bir yer olsa da genel olarak çok gri bir renk tonuna sahip betondan bir şehir. Eminim başka şehirlerinde daha güzel vakit geçirilebilirdi. Bir sonraki gelişimde Seoul’e pek vakit ayırmayı düşünmüyorum.

hongki

Japonya’ya feribotla geçmek için Busan’a doğru yola çıkmadan önce 6 sene önce İstanbul’da misafir ettiğim sevimlilik abidesi Hongki ile kısa bir buluşma yapıp yiyip içip hasret gideriyoruz. Evlenmiş, çocuk olayına girmeye hazırlanıyor, araştırmacı olmuş, eskiden yaptığı opera sanatçılığını artık sadece hobi olarak yapıyor.

 

Hayat hızla değişiyor… 6 sene önce ben de şu anda olduğum kişi değildim, 6 sene sonra kim bilir ne hallerde olacaz :)

Busan’da görüşürüz!

2 Responses

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.