All for Joomla All for Webmasters

Seyahat etmek için ne kadar dil bilmek gerekli sorusu en çok kafaları kurcalayan düşüncelerden biri. Bu konuya kendi tecrübelerime dayanarak cevap vermek adına bir şeyler yazmak gerektiğini düşündüm. Hiç dil bilmeden seyahat etmek de mümkün ama tabi ki bu seyahatten alacağınız keyfi ve beklentiyi aynı oranda etkileyen bir durum.

Her şeyden önce dil olayını çok fazla gözünüzde büyütmeyin derim. Şöyle bir örnek verebilirim, kahve içmeyi seviyorsunuz ama ilk tercihiniz bol şekerli. Peki şekersiz kahve içemez misiniz? Eğer canınız deli gibi çekmişse ve ortalıkta şeker yoksa seve seve içeceksiniz, belki çok bir tat almayacaksınız ama içeceksiniz, yeter ki içinizdeki kahve içme ihtiyacınızı az da olsa gidersin. İşte aynı durum burada da geçerli. Eğer isteğiniz seyahat etmek, dünyayı görmek, farklı kültürleri yaşamak ise dil bilmeden gittiğinizde de hepsini görebilir ve yaşayabilirsiniz sadece derinliği farklı olur. Derinlik derken? Şöyle ki;

Hiç Dil Bilmiyorum

Hep gitmek istediğiniz yer İtalya’ya gittiniz. Görmek istediğiniz yerler Kolezyum, Pisa kulesi, Venedik kanalları, Toskana’nın enfes doğası vs. Hepsini görebilirsiniz, ama sadece görürsünüz. İnternetten araştırıp tüm tarihini ezberleyebilir, neymiş ne değilmiş, kim kurmuş ne yapmış hepsini öğrenebilirsiniz ancak orada tanışacağınız şehrin yerlisi ile muhabbet edip internette hiçbir zaman bulamayacağınız bilgilere ulaşamazsınız. Asya’yı hiç saymıyorum bile, Fransa, İtalya gibi ülkelere gittiğinizde sizin “çat pat” İngilizcenizin karşılaştığınız çok büyük bir kesim tarafından hiç konuşulamadığını fark edeceksiniz. İngilizce eğitimini ilkokul seviyesinden yoğun itibaren veren Hollanda, Almanya, Hırvatistan gibi ülkeler haricinde pek karşınıza çıkmayacağına şahit olursunuz. Dolayısıyla gülümseyerek, el işaretleri ve çok eğlenceli birkaç yöntem ile yolunuzu bulacaksınız merak etmeyin. Hiç dil bilmeden seyahat etmek bir diğer taraftan kişisel olarak insanı en çok geliştiren durumlardan biri. Özellikle tek başınıza çıktıysanız yola İngilizce kursunda alacağınız 6 aylık eğitimi 2 haftada yoğun bir şekilde almış olursunuz.Gramer bilgisi açısından pek bir şey katmaz ama dil öğrenmenin belki de %10’u gramer bana göre.

Konuşma cesaretini gösterdikten sonra-ki bu yalnız seyahatte kendiliğinden olacak bir durum- gramer konusu çorap söküğü gibi gelir. Her zaman söylerim, önce seyahat edin insanlarla saçma sapan konuşmaya çalışın ondan sonra kurslara katılın. İşin en temel kısmı olan beyni ve kulağı İngilizceye hazırlamaktır, bunu yaptıktan sonra gerisi çok çok kolay. Sıfır İngilizce ile Kamboçya’ya gidip aşevi açan(bu yazıyı okursa bunu 150. kez belirttiğim için küfür edecek bana), 8 ay boyunca Güney Amerika’yı gezen, Fransa’dan İngilizce bilmediği için işten atılan ve öğrenmek için yola çıkıp şu anda Tayland’da bir köyde yaşayan dostlarım var. Dolayısıyla bana oturduğunuz yerden hiçbir şey denemeyip İngilizcem yok o yüzden seyahat etmiyorum derseniz çok kötü şeyler söylerim haberiniz olsun. :)

ingilizce

Çat Pat İngilizcem Var

Eğer oturup milletle ülkeyi kurtarmayacaksanız (kısmen kurtarılabiliyor yine de) geri kalan her şey için yeterli. Ne yemek istediğinizi, nereye gitmek istediğinizi, derdinizi sıkıntınızı ve yolda tanıştığınız insanların nereden gelip nereye gittiğini, planlarını ve hayallerini öğrenebilirsiniz. Kendi hayallerinizi de anlatabilir ve kalıcı dostluklar edinebilirsiniz. Çat pat İngilizce bilmek gerçekten seyahat boyunca çok çok ciddi bir sıkıntı olmadığı sürece her türlü işinizi görecektir. Ama derdiniz ülkemizde televizyonların üzerine annelerimizin neden dantel koyduğunu detaylı biçimde anlatmaksa o zaman biraz zorlanabilirsiniz ama birkaç aylık seyahatin sonunda onu da anlatabilecek kıvama gelirsiniz.

 İngilizcem İyi Aslında Ama Pratik Yok

Halen yerinizde duruyorsanız getirtmeyin beni yanınıza. Pratik yapmak için olabilecek en kusursuz şans elinizin altında duruyor ama siz hala birinin gelip sizle pratik yapmasınız mı bekliyorsunuz? Daha çok beklersiniz! Yazılı olarak İngilizce iletişim kurabiliyorsanız sözlü olarak kurmamanız için zerre kadar bir sebep bulunmuyor. Aslında bir sebep var ama kafanızda kendi kendinize yarattığınız hayali bir sebep. Bunu hiç ama hiç düşünmeyin bile, en fazla 2-3 günde (genellikle 1 gündür) o hayali engelin birden açıldığını ve yaldır yaldır İngilizce konuşmaya başladığınızı fark edeceksiniz. Kabul edin sizin tek derdiniz ya çok tembelsiniz biri alsın sizi elinizden tutup götürsün her şeyi anlatsın istiyorsunuz ya da özgüven problemi yaşıyorsunuz. Benim problemim özgüven kaynaklıydı ama üzerine gittiğim ilk adımda çözüldü. Sizinkinin de çözülmemesi için hiçbir sebep yok, bir adım ya da üç adım fark etmez. Cesaretiniz kırılmasın, bu dil olayı üzerinde çok durulmaması gereken ve ilk bir çaba sarf etmeden kendiliğimden çözülen bir durum.

seyahat etmek

İngilizcem İyi ve Pratiğim De Var

Bu durumda ya çok tembelsiniz ya da sınır dışına çıktığınızda herkesin kusursuz bir Shakespeare İngilizcesi konuştuğunu düşünüyorsunuz. İyi bir İngilizce ve pratik ile İngiltere’de dahi insanlardan daha düzgün İngilizce konuşmanız mümkün. Mesela Hindistan’da tanıştığım Amerikalı bir kız “ambidexterous” kelimesinin anlamını bilmiyordu. Anlamı iki elini de kullanabilen, yazı yazabilen kişi. Benim bilip de onun bilmemesi ve bana böyle bir kelime olmadığını iddia etmesi işin komik tarafı. :)

Sonuç

Gördüğünüz gibi yolda öğrenilen İngilizce yeri geliyor elin Amerikalısının dahi önüne geçebiliyor. Ben şahsen bu şekilde öğrendim ve halen de öğrenmeye devam ediyorum. Önemli olan ne kadar iyi İngilizce bilmek değil, sadece iletişim kurarken eğlenmek. Kesinlikle kendinizi zorunlu hissetmeyin, dil bu konuştukça kendi kendini geliştiren bir şey ve gerçekten üzerinde durulması gereken, kafaya takılması ya da problem haline getirilecek bir şey değil. Bu yazıyı okumak da çok fazla tatmin etmeyecek, belki ufak bir “denesem mi acaba?” kıvılcımından öteye gitmeyecek ama tüm yangınlar hep o bir kıvılcımla başlar.



Booking.com

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.