All for Joomla All for Webmasters

Şahsen yeni yeni aşina olduğum ve kesinlikle kendime seyahat yazarı diyemeyeceğim bu işle ilgili geçenlerde internette kurslar verildiğini gördüm. En meşhurlarından biride Matador Network’ün gezginler için açmış olduğu kurs. Sadece o değil, bir çok farklı firma da böyle kurslar açmaya başlamış. Aslında bakınca iyi güzel, sonuçta çok fazla seyahat yazarımız yok ama vaadedilen şeyler işin biraz işin ciddiyetsizliğini öne çıkartıyor. Az sayılmayacak bir ücret ödemek gerekiyor sonuçta ve ne kadar verim alınabileceği de ayrı bir tartışma konusu.

Mesela sadece Matador Network’ün açmış olduğu kursun sadece içeriğine bakmak 10$. Eğer yazarlık kursunu isterseniz 350$, yazarlık+fotoğrafçılık isterseniz 575$ ve bunlara ek olarak video çekim kursunu da eklerseniz 800$ gibi bir ücret karşımıza çıkıyor.

Tamam 800$ yüksek bir rakam olabilir ama sonucunda alacağımız eğitim ve kendimize yaptığımız yatırım önemli. Eğer bu gerçekten kaydadeğer birşeyse 800$ gerçekten çok büyük bir miktar değil. Ancak “Hayallerinizdeki gibi seyahat edin ve yazdıklarınızdan para kazanın”, “Neden tek bir yere bağımlı olarak yaşayasınız ki?” şeklinde pazarlama teknikleri açıkçası benim içime fazlasıyla kurt düşürüyor. Ve soruyorum, gerçekten neden? Hem dünyayı gez hem de bunun için para kazan. Daha muhteşem ne olabilir ki?

Zoka’yı yutmadan önce hatırlatmakta fayda var. Fenerbahçe’de oynayan bir futbolcu, herkesin taptığı bir şarkıcı yada kitapları 60 dile çevrilen bir yazar olmak da muhteşem birşey ama herkes oluyor mu? Nedim Gürsel gibi bir yazarı tabiki Fenerbahçe’de oynayan bir futbolcuyla kıyaslamak saçma gelebilir ancak onun kadar iyi bir yazar olsan bile yine de en düşük parayı alan ve hiç oynamayan bir futbolcu kadar bile para kazanmayacaksın bu bir gerçek.

Nasıl ki mikrofonu eline almak seni şarkıcı yapmıyorsa gittiğin yerler hakkında yazılar yazmak da seni seyahat yazarı yapmaz. Her zaman olduğu gibi bunun için çok uğraşmak, üzerine düşmek ve birçok şeyden feragat etmek gerekir. Tek gecede olabilecek bir iş asla değil. Yine biraz karamsar bir yazı gibi olacak ama bazı gerçekleri anlatmak ve yanlış bilinen bazı noktaları açıklamak lazım.

 

# Seyahat yazarları kendilerine yetecek kadar para kazanbiliyorlar

Bazıları yeterince para kazanabiliyor evet ama bunların sayısı çok fazla değil. Mesela everything-everywhere, nomadicmatt, wanderingearl gibi gezginler ciddi paralar kazanıyorlar ama bu duruma gelmeleri yıllarını aldı ve şahsi görüşüm bunu sonuna kadar haketmiş oldukları yönünde. Ve hepsi ilk başlarda çok ucuz ülkelerde gezmiş ve masraflarını olabildiğince düşük tutmuştu. Zaman içinde çoğu iyi bir seyahat dergisine kapak atıp düzenli bir gelir elde etmeye başlamış ve tanıtım yazılarıyla daha iyi paralar kazanmaya başlamıştı. Ama yine de bu iki seçenek de çok büyük bir gelir kapısı değil.

Mesela yapacağı seyahat rehberini 50,000 lira’ya satmak isteyen bir yazar hemen hemen tüm bir yılını bu projeye adamak zorunda kalacaktır ve genellikle özellikle bizim ülkemizde böyle bir seyahat rehberine getirilen teklif 10,000 lira civarında olursa kimsenin şaşıracağını sanmıyorum ve masraflar çıktıktan sonra da aslında baya bi zarar etmiş olacaktır. İş ise kesinlikle kolay değil. Özellikle rehber yazarlarının her şehri ve kasabayı en ince detaylarına kadar bilmesi ve tüm bu yerlerde birkaç günden çok daha fazla zaman geçiriyor olması gerekir. Bütün gün boyunca görülecek mekanlar arasında gidip gelinir, restoranlar, oteller ve hosteller gezilir, deli gibi not tutulur ki bunca şey arada unutulmasın diye. Ve akşam olunca da tüm diğer gezginler dışarıda eğlenirken seyahat yazarı olmak isteyen kişi tüm bunları temize geçirir.

Gerçek şu ki bu herkesin yapabileceği bir iş kesinlikle değil. Hele ki gittiği yerlerde güzel vakit geçirmeyi uman ve hepsini geçtim karısı ve çocuğu olanların yapabileceği bir iş asla olamaz. Seyahat dergilerinin ve sitelerinin çok özel bir talep olmadığı sürece 500 kelimelik bir makaleye verecekleri para 20 lira’dan başlıyor. Ancak eğer yıllardır bu işi yapıyor ve özel Lüks bir yayınevi için bir yazı yazıyorsanız o zaman bu para 1000-2000 liraya kadar da çıkabilir. Ama genelde yazarların aldığı ücret bunun yanına bile yaklaşamıyor. Editörünüzle uzun süreli bi ilişkiniz yoksa yada çok meşhur biri değilseniz bu rakamları unutabilirsiniz. Eğer bu işi yapmak istiyorsanız, sürekli ve düzenli olarak hikayelerinizi anlatmanız gerekiyor. Ve sürekli derken yıllardan bahsediyorum.

# Editörlerin hepsi sizden yazı bekliyor

Bir derginin köşesine yazabilmek için yüzlerce yazar birbirinin üzerine çıkmaya çalışıyor. Editörlerin en çok önem verdiği kısım içerik ve önlerine gelen yeni yetme yazarların yazdıkları şeylerin hemen hemen hiçbiri yayınlamaya değer şeyler değil.

# Her ülke yeni bir hikaye

Yeni yazarların çoğu dünyanın öbür ucuna gitmenin editörlerin ilgisini çekebileceğini ve onlardan yazı isteyecekleri konusunda çok umutlular. Ama malesef üzülerek söylemem gerekiyor ki dünyanın öbür ucuna giden tek kişi sen değilsin ve bunun hakkında yazmak isteyen tek kişi de sen değilsin. Sadece uzak bir yere gidiyor olmak para edecek bir makale yazabileceğin anlamına gelmiyor. Dünyanın en ücra köşelerine kadar giden yazarlar var. Ama eğer Mars’a inen ilk kişi olacaksan, o zaman da hikayeni güzel yazman gerekiyor :)

Tabiki bu yazdıklarım Çin Seddi, Taç Mahal yada Eyfel Kulesi hakkında hiçbirşey yazamayacağın anlamına gelmiyor ancak daha önce hiç denenmemiş ve kimsenin görmediği bir hikaye açısını yakalayabilirsen işte o zaman turnayı gözünden vurmuş olursun. Çin Seddi’nin hemen yakınlarında kimsenin gitmediği ama mutlaka gitmesi gereken bir yer mi var? Taç Mahal’in içinde kalan personelin yanında birkaç gün misafir olarak kalıp içerideki yaşamı yazabilir misin? Gustave Eiffel’in torunlarından biriyle tanışıklığınız mı var? Ne yaparsan yap bir gazeteci gibi düşünmen ve editörlerin ilgisini çekmeyi başarman gerek.

# Okurlar tüm kişisel olayları bilmek istiyorlar

Birkaç saat oturun ve işe yaramaz seyahat bloglarını okuyun. Çoğu uzun, kendi durumunu ballandıra ballandıra anlatan ve sanki yaptığı her ince ayrıntıyı insanlar çok merak ediyormuş gibi anlatan yazılarla dolu. Bir seyahat dergisi bu saçma şeylere neden para versin ki? Zaten bedava olarak her yerde karşımıza çıkıyor. Sokaktaki dilenciler, geç kalmış bir otobüs, havanın nasıl olduğu gibi şeyler hikaye değil, bunlar günlük. Ve günlük olarak yazılmalı.

Ünlü dergiler bazı maceraları sürekli olarak yayınlarlar ama bu maceralarda odak noktası nadiren hikayeyi anlatanın üzerine gelir. Hemen şu an elimdeki kitaptan rastgele bir sayfa açarak örnek vereyim.

Nedim Gürsel: Bir avuç dünya ;
“Ama otelin balkonundan bakıldığında, Balkan kentlerindeki gibi ne tek kubbeli camiler görülüyor ne de sivri minareler. Gördüğüm eski ortodoks kiliseleri yalnızca. Bir zamanlar Gürcü milliyetçileriyle aralarında Maksim Gorki’nin de bulunduğu devrimci militanlara zindan olmuş Narikale’nin yıkıntılarından aşağıya doğru inen yamaçta, ön cephelerdeki geniş balkonlar, verandalar ve sıvası dökülmüş duvarlarıyla eski Gürcü evleri sıralanıyor.”

Şimdi bir de benim yazdıklarımı okuyun ve ne kadar kötü bir yazar olduğumu görün. En yakın ama sana karşı acımasızca dürüst olacak arkadaşından yazdığın yazıyı okumasını iste ve yazmaktan asla vazgeçme. Sürekli sil baştan  yaz, sil baştan yaz, sil baştan yaz.

# Seyahat dergileri ve siteleri uzun hikayeleri sever

Uzun hikayelerden bahsetmişken, sadece bir seyahat dergisi alın ve hangi hikayenin 4-5 sayfa olduğuna bakın. Sonra da birkaç satırlık hikayelerin derginin her tarafına nasıl ufak ufak iliştirildiğine bakın. Hangi dergiyi alırsanız alın aynı testi yapın. Farkettiniz mi? Belki yanlış olabilir, belki saçma olabilir ama araştırmalara göre ortalama bir hikaye 500 kelime civarında kabul görüyor. Editörler genelde söylenmek istenen şeyi hızlı bir şekilde söyleyen yazıları seviyorlar. Bilgilendirici bir hikayeyi kısa tutmak editörlerin kalbine giden en kısa yollardan biridir. Yeni başlayanlar için iş burada başlıyor itşe. Zamanla iyi bir isim ve köşe bile yapabilirsin kendine ama tam tersini yaparsan reddedilmelere alışmaya başlasan iyi olur.

Diğer taraftan küçük düşünmek de yardımcı olabilir. Mesela, “Bahar’da Londra” isimli bir çalışma pek tutacak birşey değil. Ama İngiltere’de çay saati nasıl oluyor temalı bir çalışma tek bir sayfaya oturacak ve ilgi çekebilecek bir seçim. Saatlerce içinde dolaştığın Fas’da ki bir pazarla ilgili yazdığın yazı bir editörün ilgisini muhtemelen çekmeyecektir ama o pazarda çalışan bir limoncuyla yaptığın söyleşi çok daha fazla ilgi çekici olacaktır. Unutmayın ki satılması en kolay hikaye, okuyucuya bişeyler katandır. Herkese birşeyi nasıl daha ucuza kapatabileceğini, daha çabuk nasıl yapabileceğini yaz ve inekler ve tavuklarla beraber geçirdiğin 48 saatlik tren yolculuğundan çok daha fazla ilgi çektiğini kendi gözlerinle gör.

# Hikayeni yaz, paran ödensin ve hemen yayınlansın

Seyahat yazarlığı tüm masraflarını karşılamak için zor bir meslek. İyi birşey yazmış olsan bile para çok daha sonradan geliyor. Sadece National Geographic gibi çok büyük firmalar yazını kabul ettiği gibi ödeme yapar. Diğerleri ise önce yazını kabul ederler ve değerlendirmeye alırlar. Bunun anlamı sana bir iş verdiklerinde yazacağın şeyin aslında kabul olup olmayacağını bile bilmiyor oluşun. O yüzden olur da yazın kabul görürse hemen kutlamaya geçmeden önce  yayınlanmasını bekle çünkü ancak o zaman ödemeni alabilirsin. En iyi ihtimalle de birkaç ay içinde olur bu. İlk aldığın ödeme eline ulaştığında belki sen seyahatinin sonuna gelmiş bile olabilirsin.

# Tüm masrafların karşılanacak

Genelde seyahat yazarlığı kurs reklamlarında bu da boy gösteriyor. Seyahatiniz boyunca hiçbir şey ödemek zorunda kalmayacaksınız. Keşke öyle olsa ama bu durum çoğu yazar için geçerli değil malesef. Eğer aklında muhteşem bir fikirle büyük bir firmadan bir iş kaptıysan o zaman bunun tadını çıkartabilirsin, yoksa unut gitsin.Sponsor olacak firma bunun karşılığını sizden göreceğine inanmıyorsa hiçbirşey sağlamaz emin ol.

Evet bazı turizm firmaları ve tatil köyleri basından birçok kişiyi tüm masraflar karşılanmış olarak gelip kalmaları için davet ediyor ama buradaki anahtar kelime “Davet”. Eğer büyük bir gazetede haftalık yazılar yazıyorsan, davet alırsın. Eğer çok büyük bir derginin yönetici editörüysen muhtemelen kullanabileceğinden çok daha fazla davet alacaksındır. Ne olduğu belli olmayan, kimsenin duymadığı ve çok başarılı yada yaratıcı olarak kabul edilmeyen bir seyahat blogunuz varsa kendi odanızın parasını kendiniz ödeyeceksiniz.

Peki yazarlar için hiç söylenebilecek iyi birşey yok mu?

Biraz pesimist ve negatif yazdığıın farkındayım ama gerçekleri baştan görmek ve aldatıcı hayallerden uzakta olmak için bu biraz gerekli. Tabiki seyahat yazarlığı çok eğlenceli olabilir. Bu kadar fazla ülke, kültür ve insanı bu denli yakından tanıma fırsatı başka hiçkimsenin eline geçmez. Seyahat yazarlığı insanı belkide normalde asla gitmeyeceği yerlere götürür. Kore’de bir çiçek bahçesine, Rusya’da ki vodka damıtma tesisine, Himalayalarda bir mağaraya gibi sayılabilecek sonsuz seçenek var. Amaç para kazanmak olabilir ama gezginlik ruhunu kaybettiğin an bu hayat artık sıkıcı gelebilir ve artık zevk almayabilirsin.

Kimseyi yazarlıktan soğutmak istemiyorum, sadece başka bir işi yapmaktan çok mutlu olabilecek birinin bu işe girmesini engellemek istiyorum diyebilirim. Ama eğer bunu yapmaya niyetliysen yap çünkü zaten meraklsın ve yazmak için bahane arıyosun. Bu konuyla ilgili birkaç iyi kitap bul ve o yazarların tavsiyelerini dinle. Yayınlanmasını istediğin yazının üzerinde çok durman ve her detayını incelemen gerekecek. Orjinal fikirler üretmeye çalış ve gerçekten ilgini çeken şeylere yönel. Herşeyi elinden geldiğince iyi yapmaya gayret et.

İkinci olarak da “müşterilerinin” kimler olduğunu unutma. Yazdıklarını alacak kişiler editörler. Eğer çalışmanı almak istemezlerse bütün o yaratıcı fikirlerin günlüğünün ve evindeki not defterlerinin dışına çıkamayacaktır. Eğer kendini ve fikirlerini editörlere pazarlamak sana göre bir şey değilse bu iş de sana göre değildir. Gerçek bir seyahat yazarı olmanın %90’ı pazarlama, %10’u yazmaktır.

Yazıların hakkında bolca eleştiri almaya çalış ve yıkıcı da olsa ciddiye al. Sonunda belki elinde içkinle kumsalda güneşlenmiyor olabilirsin ama en azından sevdiğin birşeyi yaparken para kazanıyor olursun.

 

4 Responses

  1. Alya Esat

    Çok samimi ve dürüst bir yazı olmuş. Yeni bir gezgin olarak bu güzel yazı için teşekkürlerimi sunar, keyifli nice geziler dilerim. : )

    Cevapla
  2. Alya Esat

    Çok samimi ve dürüst bir yazı olmuş. Yeni bir gezgin olarak bu güzel yazı için teşekkürlerimi sunar, keyifli nice geziler dilerim. : )

    Cevapla
  3. çağrı öz.

    Özellikle şu, şu kadar paraya sizi seyahat yazarı yaparız diyenlere bi çift laf ve de onlara kanıp o paraları verenlere: “Yazar mı olmak istiyorsunuz, öncelikle çook ama çok fazla okumalısınız, gezgin yazar mı olmak istiyorsunuz, çook ama çok fazla okumalı ve çook ama çok gezmelisiniz, hatta roman yazarı olmak istiyorsanız da her ikisi de geçerli. Yoksa birilerinin elinde sihirli değnek yok sizden paraları alıp sizi yazar yapamazlar, böyle bir formül daha ortaya çıkmadı.”
    Motosiklet seyahatlerimi çeşitli motosiklet forumlarına yazan biriy(d)im, genelde iyi de yazdığım söylenir, ama ben neredeyse çocukluğumdan beri günlük gibi olmasa da hayatımla ya da genel olarak düşündüklerimle ilgili defterciklere yazan ve yine aynı zamanlardan bu yana çizgi-romanlar ve dergiler dahil okuyan da biriyim. Ben bir yazar mıyım, ne gezer, yanından bile geçemem Nedim Gürsel’in :) Haa ama şunu söyleyeyim, iyi yazmak için biraz sanatsal yetenek de şart, aynı zamanda dile iyi hakim olmak da şart(hangi dil de yazılıyorsa) ve tabii ki yazmayı sevip her fırsatta ve aklınıza ne gelirse defterciklere, bloglara, forumlara yazmak da şart.

    Bu para ile birilerine yazarlık öğreteceğini iddia edenler, zannımca son yıllarda gezgin gençlerin sayısının giderek artmasını, internet sayesinde de bunları paylaşmaya heveslilerin de aynı oranda artmasını fırsat bilip işi ticarete dökenler, özellikle internette bir şeyleri paylaşma hevesiyle yanıp tutuşanların, akacak mecra bulamayanların artışı, gerçekten birilerinin aptallık derecesinde kaz gibi yolunmasına da sebep oluyor. Bu kursçularca olsun, fotoğraf, bilgisayar, cep telefonu ve alternatif spor malzemeleri firmalarınca olsun bazı insanlar fena yolunuyor gerçekten. Herkes kendini fotoğrafçı, yazar, alternatif sporcu ya da dağcı filan sanar halde, herkesin elinde ya da aklında bi projesi var yollara düşmüş ya da düşmek üzere planlar yapıyor. Oysa sizin de dediğiniz gibi öyle kolay olmuyor bu işler. Bir de amacın gezmek, kendin için bir şeylerin peşine düşmek mi, yoksa bir yardım kuruluşu adına bir şeyleri başarıp oranın adını duyurup o konudaki farkındalığı artırmak mı, (çoğu bunu söylemese de)yoksa kendini ünlü etmeye çalışmak ve kolay yoldan voliyi vurmaya çalışmak mı, niye yapıyorsun her ne yapıyorsan. Şu son günlerdeki ALS hastalığına farkındalık artıracaz diye çekilen kafaya buzlu su dökme video çılgınlığına bakın mesela. Ok, Amerika’da epeyce para taplanmış, ama biz de onca meydan okuyan ünlüsü ünsüzüne rağmen, 15 – 16 bin lira toplanabilmiş henüz, o kafaya kova geçiren ünlülerin her biri o kadar para yatıracak güçte değil mi arkadaş? Yani kapitalizm yazar olmayı da, gezgin olmayı da, motosiklete binmeyi de, fotoğrafçılığı da pazarlar halde bugün, bugün herkes fotoğrafçı, gezgin ya da dünyayı kurtaran feysbuk paylaşımcısı sanıyor kendini(20 – 30 beğeni alınca fenomen oldum sanan var, ki fenomen olsan kaç para eder, neye ilaçtır). Bu sebeple gezgin misin, yoksa herkesin gittiği yerleri feysbukta paylaşmak için hevesli bi tatilci mi? bunun da ayırdına okunan bloglardan ve yazılan yazılardan çekilen fotolardan varılabiliyor eğer azıcık akil insansanız zaten. Zamanla da takip edilenler azalıyor ya da düşündüğünüz tarzda olanları artırmaya başlıyorsunuz filan.
    Sözü çok uzattım, malum uzun yazılar da okunmuyor, okunmuyor ama herkes blogger, herkes yazar, çizer, fotoğrafçı :)

    Güzel yazı, özellikle yazma kısmıyla ilgili biri olarak, sonuna kadar okudum. Selamlar!

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.