All for Joomla All for Webmasters

Ah Krabi ah… Nereden başlayayım yazmaya bilemiyorum. Az önce dostum Özgür ile konuşurken ona da aynı şeyi söyledim. Krabi hayattan nefret etmeme sebep oldu. Yalnız yalnış anlaşılmasın, Krabi’den önceki hayatımdan nefret ettim. 33 yıl boşuna yaşamışım gibi geldi resmen. Son yazımın üzerinden 1 haftadan fazla vakit geçti ve inanın bunun tek sorumlusu Krabi ve onun lanet olası muhteşem rahat yaşam tarzı.

Önceki yazıdan hatırlayacağınız Alman arkadaş Matt ile önceki kaldığımız yerden daha ucuza bir yer bulduk, Good Dream Guesthouse. Sahibi Amerikalı tam bir “dude” olan Bryan. Menü ve Krabi tanıtım kitapçıklarının hepsini kendi yazmış ve cidden fazlasıyla beğendiğim bir “samimiyet” çerçevesi içinde. “Bütün turistler buraya gider ama açıkçası ben anlamam neden gittiklerini, illa gidecem dersen seni tutmam ama bence bi olayı yok.” şeklinde bir çok yazısı var. Zaten sürekli burada kendisi ve durmadan içiyor, milletle muhabbet ediyor. Benim ismimi anlayana kadar baya bi sıkıntı çekti ama bugün(7. gün) sonunda mükemmel bir şekilde Gökhan demeyi başardı. Daha öncesinde  Johann, Jean Reno, Go-Kart, Yogurt ve Timmy(alkolün etkisindeyken) şeklinde devam eden başarısız denemeleri düşününce aslında büyük bir başarı olduğunu söyleyebilirim.

good dream

Krabi ilk bakışta çok da fazla önerebileceği alternatifi olmayan bir yer gibi görünüyor. Etrafta olan bir kaç bar, ufak tefek alışveriş merkezleri, yerel yemek pazarları dışında bir olayı yok. Her şeyden önce kaldığımız Krabi Town’da sahil yok, deniz kıyısında olsak da sahil için otobüsle 20-25dk lık bir mesafedeki Ao Nang beach’e gitmemiz gerekiyor.Ancak her şeye rağmen Krabi uzun süreli seyahat etmek isteyenlerin kendilerine merkez olarak belleyebilecekleri bir yer. Burada yaşa ve nereye gitmek istiyorsan buradan çıkıp git sonra tekrar buraya dön. Çok çok ciddi şekilde düşünüyorum bunu zaten.

Yeni geldiğimiz Good Dream’in, çalışanları ve sahibi eğlenceli tipler olsa da geldiğim gün kalan tipler pek beni sarmadı. Asık suratlı bir kaç tip laptoplarına gömülmüş, muhabbetten uzaklar. Zira Matt’de öyle aslında. Eleman iyi bir adam ama 1,5 yıldır seyahat ediyor olmasına rağmen çok fazla içine kapalı ve pek konuşmayan bi tip. Kötü olarak söylemiyorum, uzun süreli seyahatlerde özellikle oda fiyatını düşürmek istediğinizde bu tarz adamlarla oda tutmak cidden bulunmaz nimettir ancak yine de ben biraz muhabbeti seven ve arayan bi adamım o yüzden aranmaya başladım bile :)

Kaldığımız yerin hemen az ilerisindeki yemek pazarında muhteşem Pad Thai yapan bir abi var. Adam işini yaparken de baya eğleniyor, hiç kimse izlemiyor olsa bile sürekli bi şekiller bi hareketler, şov yapar gibi Pad Thai yapıyor ve cidden yaparken de baya eğleniyor. Böyle adamların yemekleri hiç bir zaman kötü olmaz zaten :) Hemen hemen her gün Pad Thai yiyorum ve bıkmak imkansız. 3 lira olmasının bunda etkisi inanmayacaksınız ama gerçekten yok. 10 lira da olsa her gün olmasa da arada bi yemek isterdim :)

Matt ile birlikte çok fazla bir şey yaptığımız söylenemez aslında, o turistik aktivitelerin biraz daha peşinde. Maddi olarak benden daha iyi durumda o yüzden dalıştır, tırmanıştır her olaya giriyor. Açıkçası bütçem olsaydı da yapar mıydım emin değilim. Sevmediğimden değil ancak buraya gelip turistlerin arasına karışmak çok çekmiyor beni açıkçası. Başka bir gün başka bir yerde farklı şartlarda belki deneyebilirim.
Üç gün kadar Krabi’de kaldıktan sonra Phi Phi adalarına gitmek üzere Matt hostelden ayrılıyor. Belki orda görüşürüz diyoruz.

Burda tamamen alakasız farklı ama çok önemli bir olaydan bahsetmek istiyorum. Seyahat ederken dünya’nın neresine giderseniz gidin cebinizdeki paranın yada pasaportun sizi değiştirmesine izin vermeyin. Ne kadar paranız olursa olsun, ne kadar güçlü bir pasasportunuz olursa olsun eğer kibiri elden bırakmazsanız başınıza saçma sapan olaylar gelmesine şaşırmayın. Ancak alçakgönüllü ve uyumlu bir kişi olduğunuzda ise hiç çıkmayacak sürprizler ve açılmayacak kapılar ardına kadar açılıyor.

Matt gittikten sonra malum tek kişilik odaya geçmem lazım iki kişi parası ödememek için ancak tek kişilik odaları bırak tüm odalar full. İşte az önce yukarıda bahsettiğim olay bu çünkü ben hiç bir şey söylemeden hem iki kişilik odayı tek kişi parasına bana bıraktılar hem de ekstra bir indirim daha aldım :) Geceliği 10 liraya iki kişilik odada kalıyorum.

IMG_2904

Hemen biraz yukarımızda ki Chilling Bar buranın en popüler yerlerinden biri. Hostelde ki elemanlar gidince ben de takılayım bari dedim ve gittik. Genelde İngilizlerin Premier Lig maçlarını izledikleri bir yer aslında ve standart bi pub’dan çok farkı yok. Benim için en büyük farkı orada çalışan ve yolculuk boyunca tanıdığım en sağlam karakterli kişilerden biri olan Jen ile tanışmam oldu. Yarı Çin yarı Tay olan Jen standart bir Tayland insanında bulabileceğiniz tüm iyi özellikleri barındırmasının dışında bir çoğundan farklı olarak hayallerine ve hayattan beklentilerine sıkı sıkıya tutunan güçlü bir kız. 29 yaşında ve 13 yaşında hiperaktivite bozukluğu olan bir oğlu var. Tayland’ın geneline baktığınızda bu durum çok fazla görülüyor aslında, hemen hemen tüm kızların mutlaka bir çocuğu var ancak baba ortada yok. Ya gerçekten kayıp, ya hapisde yada benzeri sıkıntılı bir durum. Dolayısıyla burdaki kızların hayatları gerçekten hiç kolay değil ve özellikle Jen için durum daha da zor çünkü o kolay para kazanmak için erkeklerle yatma yolunu seçmeyen biri. Dizlerinde, omuzunda, kolunda bir çok yara izi var ve sormaya korksam da sebebini sordum. Zaten iyi bir cevap alma şansım yok. Motorunda giderken çantasını üzerinden çekip aldıklarında bir kaza geçirmiş ve çok ciddi şekilde yarlanmış ve şimdi de o kadar utanıyor ki üzerini dövme ile kapatmak istiyor. Hayalinde kendi barını açmak, kendi işini kurmak var. Kısa sürede çok yakın arkadaş oluyoruz ve resmen benim elim ayağım haline geliyor. Sabah uyanında beni alıp motoruyla göstermek istediği yerlere götürüyor. Böyle bir şey yapma zorunluluğu yok ve gerçekten benden maddi hiç bir şey beklemiyor çünkü teklif etsem de kabul etmiyor. Ancak ve ancak benzin parasını ve öğle yemeğini benim ödememe izin veriyor o kadar. Onu da artık zorla kabul ettirdim çünkü para konusunda ve kendi ayakları üzerinde durma konusunda çok çok kararlı. Benimle vakit geçirmeyi ise kendisine diğerleri gibi asılmadığım için istediğini söylüyor. Tayland’da bar’da çalışan ve etrafında erkek arkadaşı olmayan bir kızsan Avrupalı ve Amerika’lı tiplerden gelebilecek teklif ve yakınlaşma isteklerini az çok herkes tahmin edebilir sanırım. Bir yandan hayatlarımızın birbirinden ne kadar farklı olduğundan bahsederken diğer taraftan hayallerimizin ne kadar benzer olduğunu konuşuyoruz. Kalan günlerimin hepsinde zaten işten boşta kalan zamanında beraber Krabi’yi turluyoruz. Saat öğlen 4 oldu mu işe geri dönüyor ve sabaha kadar çalışıyor. Her sabah gelip beni almaması biraz dinlenmesi için resmen yalvarıyorum ama her zaman bu kadar konuşabileceği biri olmadığını söylüyor. Bu duyguyu çok iyi bildiğimden daha da ötelemiyorum.

krabihalk

Geçen bir iki günün ardından yerel yaşamla ilgili öğrendiğim ilk şey burada insanları sinirlendirmenin gerçekten zor olduğu. Tayland halkı gerçekten çok ılımlı ve sıcak. Bu biraz Krabi’ye de özgü bir özellik aslında çünkü çok büyük bir şehir değil. Biraz daha insanların turistik yerlere gitmek için kullandığı bir merkez gibi düşünün. Burada kalıyosun ve sabah yola çıkıp Phi Phi, Ko Lanta ve diğer meşhur sahillere adalara günü birlik gidip geri geliyosun. Oralara göre çok daha ucuz konaklama imkanları olduğundan gayet mantıklı aslında.

Ben de şu adaları sahilleri bir göreyim diyorum ve 2-3 gün kalıp dönmek üzere yola çıkıyorum. Bu arada Matt’den bir mesaj geliyor ve Ton Sai beach’de geceliği 10 liraya bungalow bulduğunu ve güzel olduğunu söyleyince ben de peşine gidiyorum. Ton Sai denilen yer Krabi’nin karayolundan araçla ulaşılamayan bir bölümünde ve sadece tekneyle gidilebiliyor. Ufak bir sahil ancak gerçekten çok güzel ve özellikle gün batımları için söylenebilecek bir söz yok. Gerçi böyle bir ülkede gün batımı her yerde çok çok güzel olur eminim.

ton sai
tonsaiBungalow sahilde 15dk lık bir yürüme mesafesinde. Burada bu kadar ucuza kalacak son kişilerden biriyim çünkü tüm bölgede hummalı bir yenileme çalışması var. Anlaşılan o ki dev bir firma tüm bu bölgeyi satın aldı ve resort’a dönüştürüyor. Dolayısıyla tüm ufak tefek kulübeler, bungalowların hepsi yakında yerini ultralüks mekanlara bırakacak. Mekan biraz fazla arkada kalsa da buluyorum ve bungalow’a yerleşiyorum. Basit bir tuvalet, güzel sakin sessiz orman içinde bir yer, geniş bir yatak ve cibinlik… Geceliği 10 lira için gayet makul. Matt’in bana söylemediği şey ise burada elektrik hattının olmadığı ve jeneratör sadece akşam 18-24 arası çalışıyor. Bu benim için çok da iyi olmadı çünkü genelde geceleri uyanık olan bi tip olduğumdan biraz sekteye uğrayacak alışkanlığım. Burada ki halkın turistlerle hiç iletişimi yok diyebilirim. Birşey almadığınız sürece muhabbetleri neredeyse hiç yok gibi. Sadece biraz daha benim kaldığım bölgelerde insanlar İngilizce bilmese de seni görünce bi gülümseyip hellööüüüü diyorlar. Ben de gülümseyip Sawadi kaaaa diyorum. Şu kadarcık bir iletişim bile insanı mutlu etmeye yetiyor.

IMG_2950 IMG_2951 IMG_2953  IMG_2954

 

 

 

 

Ertesi gün ise sabah erken saatte Jen geliyor ve gecelik ücreti 150-200$’ı bulan mekanların olduğu hemen komşu Railay beach’e geçiyoruz. Mekanlar pahalı olsa da muhteşem sahil bedava :) Başlarda sürekli Jen’i kullanıyormuşum ve bana rehberlik etmesini istiyormuşum gibi gelse de daha sonraları sürekli fotoğrafını çekmemi istediğinden kendisinin özel fotoğrafçısı olarak işe alınmış gibi hissediyorum. Tam bir selfie delisi ve durmadan telefonunu bana verip şurda fotoğrafımı çek, burda fotoğrafımı çek diyip duruyor. Eh, en azından bir şekilde yardımım olmuş oluyor çünkü fotoğrafçılığımdan baya memnun kaldı. Her gün facebook profil fotoğrafını değiştirmesi de bunun kanıtı sanırım :) En son gidip şu uzun selfie sopası mıdır nedir ondan da aldı zaten…

Railey Beach. Muhtemelen dünya’nın en güzel sahillerinden biri. Suyun berraklığı aynen fotoğraftaki gibi.

railay3 railay2 railay4 10608910_537071273089953_4540354_n

 

 

 

 

 

EN SIKINTILI GECE

Jen öğlen gibi işinin başına dönmek üzere Ao Nang’a geri döndü ve ben de bir başıma batan güneşin tadını çıkarıp hayatımda yediğim en kötü kırlangıç balığını yiyip bungalowa geri döndüm. Geceleri yapacak bir şey olmayınca ya oturup dizi izliyorum yada kitap okuyorum. Gece yarısı elektrikler de gidince yatayım dedim. Ancak benim için kabus gibi bir gece oldu. Gece saat takriben 2 civarı bir kaç sivrisinek cibinliğin içine sızmayı başarmış, kalkıp onları öldüreyim dedim. Elektrik olmadığından fenerle ararken bir iki tanesini gördüm. Birini öldürmek için cibinliğe vurmamla birlikte yatağın alt tarafından iki tane hamam böceği fırlayıp yatağın üzerinde dolanmaya başladı… Bunu anlatmam biraz zor. Yani beni çok yakından tanıyanların bildiği bir durum. Gerçekten fareyle yada yılanla veya aklınıza gelebilecek her hangi iğrenç haşeratla koyun koyuna yatabilecek bir karaktere sahibim ancak ve ancak bu sadece hamam böcekleri için geçerli değil. Parlak kabukları, aşırı hızlı hareket etmeleri ve çocukluğumu geçirdiğim evde bolca bulunmaları sebebiyle bende bildiğin psikolojik bir travma halindedir. Bir şekilde yatağın üzerinden atmaya çalışırken diğer taraftan irili ufaklı başka hamam böcekleri de dolanmaya başladı etrafımda. Yani şöyle düşünün, elinde cücük kadar bir fenerle yatağın üzerinde tepinen ve hamam böceklerini dışarı atmaya çalışan bir adam… Mantığım durumun komikliğinin farkında ancak duygularım gülümsememi engelliyor :). Önceki gece nasıl yattıysam bir şekilde cibinliğin etrafını açmışım ve bu arkadaşlarda içeri sızmış. İlk gece bir sıkıntı olmamasının sebebi de buydu zaten. Aklınızda olsun böyle bir yerde kalırsanız gündüz vaktiyle cibinliğin iyice kapandığından emin olun. Neyse, 1-2 saatlik adrenalin ve gerginlik dolu geçen zamanın ardından tekrar yattım. Yattım ama uyuyamıyorum ki! 5dk da bir feneri açıp etrafı koloçan ediyorum, temiz sıkıntı yok. 1 saat içinde uykuya dalıyorum ve ardından göğsümün üzerinde birşeyin hareket ettiğini hissediyorum… Bir tanesini öldürmediğimin yada dışarı atamadığımın farkındaydım zaten, o şerefsiz de buymuş işte. Neyse bu sefer kaçamıyor elimden. Sabaha karşı biraz uyuyabiliyorum sonunda… Şu mahlukatlara karşı fobimi ne kadar yenmeye çalıştıysam da bir türlü üstesinden gelemedim, ne biçim işlemiş içime lanet psikolojik şey! Sabah uyandım ve tek bir sivrisinek bile olmayan Good Dream’e gideceğim için gayet mutlu mesutum. Backpack’den çıkarttıklarımı geri koyarken geceki şerefsizlerden biri resmen dalga geçer gibi koşarak backpackin içinden fırladı ve hızla uzaklaştı. Bir anda önüme çıkmasıyla huzur dolu bungalow sakinleri bir kaç okkalı Türkçe küfür öğrenmiştir diye tahmin ediyorum.

YEME İÇME

Krabi’de yemek dışarda yenir. Bu kadar basit. Hiç restoranlara falan girip boşuna ekstra para harcamayın. Sokak yemekleri yeterince lezzetli ve ucuz. Özellikle yemek pazarları hem çeşit hem de lezzet açısından herkese hitap edebilir. Domuz eti bolca var ancak aynı şekilde biftek ve tavuk eti de var. Vejetaryenler içinde sınırsız seçenekler var o yüzden düşünülcek bi tarafı yok. Buranın acısı hakkatten acı yalnız, beni bile salya sümük haline getirdi. Dolayısıyla baharat ve acı sevenlere şahsen kefil olabilirim :) Sokakta yediğinizde tek kişi 5 liranın üzerine çıkmanız zor. Tıka basa onu da bunu da deneyeyim diyip mideyi vindanjöre çevirseniz dahi 20 liradan fazla harcamanız zor.

krabinight

 

krabinight1krabinight2thai1Krabi benim için yavaş yavaş içime çok fena şekilde sinen bir yer oldu. Hatta öyle ki dayalı döşeli eşyalı ve klimalı evin kirasının 300 lira olduğunu öğrenince çok ciddi şekilde ileride buraya taşınıp yaşamayı düşünmeye başladım. İstanbul’da verdiğim oda kirası 750 ve yeme içme vs. diğer harcamaları da bunun üzerine düşünün. Burada ise 300 lira kira ve her gün dışarıda yesen toplamda ödeyeceğin para 750’yi bulmaz bile. Ve dünya’nın en güzel sahilleri, yemekleri, sürekli sıcak iklimi ve her şeyi hesaba katınca aslında İstanbul’da yaşamak Kadıköy’ü ne kadar çok sevsem de çok mantıksız kalıyor. Burada cennet gibi bir yerde yaşayarak çok ciddi para bile biriktirebilirim. Du bakalım, olabilecek en kötü durum bu benim için :)

Tiger Cave Temple, Huat Tho Waterfall, Ao Nang beach ve bir çok benzeri yerlere durmadan gidip durduk. Şimdi tüm bu turistik mekanları anlatmaya kalkarsam zaten bu yazı hiç bitmez ki zaten turistik mekan tanıtımları benim çok da sık yaptığım bişey değil ancak özellikle sormak istediğiniz bir şey olursa ama çekinmeden iletişim bölümünden mail atabilirsiniz.

 

4 Responses

  1. Murat Demircioglu

    O fobin olan hamamboceklerinin alisveris merkezlerinde, buyuk parlak pahali marketlerde ekmeklerin, yemeklerin ustunde gezdigini, o sokak yemeklerinin gece kaplarini nasil sokakta yerde 1 bardak pis suyla yikadiklarini gorunce pek yenebilecegini soyleyemem. O nedenle ucuz olmasinin da pek kiymeti yok.

    Cevapla
    • Gökhan - Yoldaki.com

      ya olsunlar sıkıntı değil zaten. sadece benim önümde dolaşmasınlar :) hatta geceleri de üzerimde gezebilirler ama hissettirmesinler :) hamam böcekleri dahil kimsenin yaşam hakkına karışacak değilim de benimle uğraşmasınlar, gitsinler kendileri takılsınlar işte.

      Cevapla
  2. Berber Kenan

    Artık İstanbul’a tatile gelirsin brada :) Valla kalabiliyorsan kal bence; özleriz ama senin de bildiğin gibi burada bir bok yok.

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.