All for Joomla All for Webmasters

Son seyahatimden yurtdışı seyahatimin üzerinden baya vakit geçmişti ve bu yaz tekrar yollara düşmeden önce ufak bir alıştırma iyi olur diyordum tam. Aslında rotam Van’dan yukarı doğru çıkıp Ağrı ve Artvin üzerinden Gürcistan’a girmekti ancak son dakikada aklımıza gelin Tebriz sayesinde bundan vazgeçip eski dostum İran’abir selam vermek istedim. Trenle Van’a geçtikten sonra gezgin doktoru dünyanın en güzel adamlarından biri olan Murat Cihan’ın konuğu olduk ve kendisiyle bir söyleşi de yaptık. Bu arada Youtube kanalım da artık yayında ve bundan sonra seyahatlerimde bol bol videolar olacağının da müjdesini buradan vereyim.

https://www.youtube.com/channel/UC78FJow05_VcPtGjknvS_NA

Söyleşiyi aşağıdan izleyebilir ve kanalıma üye olarak beni mutlu edebilirsiniz :) Kanalıma üye olmanız benim içim neden önemli çünkü bildiğiniz gibi seyahatlerimi tamamen kendim karşılamaya çalışıyorum ve sürekli bir sponsorum yok. Umuyorum ki sizlerin sadece takip desteği ile en azından en fazla para harcamak zorunda kaldığım uçuşlarım için bir sponsor yakalayabilirim. Sürün ulan, biz ofiste çalışıyoruz sen bir de sponsor arıyorsun derseniz de haklısınız ne diyeyim. :)

Gezgin Doktoru Murat Cihan ile Söyleşi

 

Van’dan Tebriz’e eskiden çalışan Trans Asya ekspresi çalışmadığından ufak minibüsler ile gittim. 60TL’lik bilet ücreti ve nispeten konforlu minibüs ile yola çıktık. İçeride herkes Türkçe konuşuyor çünkü Tebriz’de yaşayan İranlı vatandaşların hepsi zaten Azeri Türkçesi biliyor, dolayısıyla dil problemi söz konusu değil. Tebriz, İran’ın Azeri şehirlerinden bir tanesi ve tüm şehirde sanki Türkiye’deymiş gibi rahat iletişim kurulabiliyor. Daha önce İran’a gelmiş ama Tebriz’e gelmemiştim o yüzden ülkenin doğusu ile batısı arasındaki fark ciddi şekilde kendini belli ettiriyor. Hatta batı İranlıların bir sözü var “Gerçek İran Tahran’dan sonra başlar” diye. Gerçek mi yalan mı tartışılır tabi ama bir fark olduğu doğru.

Kapıda Vize

Girişte baya bir yoğunluk oluyor ve sanırım ülkeye buradan(Kapıköy) giriş yapan çok fazla Türk yok. Çünkü çıkış için almamız gereken pul satan kimse yok ve ne zaman ki vize görevlisine geldik söyledik böyle böyle hacı pul satan kimse yok. Arkamızda bekleyen yüzlerce İranlıyı sallamadan beni de yanına alıp dışarıda bir yere gittik. Güvenlik kulesinde duran başka bir polisten çıkış pullarını aldım ve geri geldik. Giriş yaparken de baya bir hengâme içinde sınır görevlisinin yatağından kalkıp gelmesini bekledik. En sonunda hayatına lanet eden, sanki onu oraya zorla koydukları her halinden belli olan bir eleman geldi. Vize damgasını basıyordu ama nece konuştuğunu anlamam mümkün değil. Sanki “böyle pasaport mu olur? Allah belanı versin! Umarım tez zamanda geberirsin!” diyor ardından da pasaporta damgayı basıyordu.

sınır

Kapıköy Sınır Kapısı

Sıra bana geldiğinde ise pasaportta muhtemelen hayatında ilk defa gördüğü Kamboçya vizesini incelemeye ve ardından hecelemeye başladı. Ardından sordu bu nerenin vizesi diye, Kamboçya dedim. Sanki “seni seviyorum” demişim gibi gözlerimin içine derin derin baktı. “Ora neresi?” dedi. Anlatmaya çalıştım biraz, arkamdaki kız da simültane olarak tercüme etmeye çalıştı ama vize memuru deli dumrul uslanacak gibi değildi. Bu seferde Filipinler vizesine takıldı. Bu neresi dedi, “Filipinler” dedim… “Daha önce tanışmış mıydık acaba?” der gibi gözlerimin içine baktı. “Ora nere?” dedi… Sanırım pasaporttaki tüm ülkeleri saydıracak bana derken o özlediğim küfür eder gibi sesleri çıkartmaya başladı. Hani sürekli bozulan printerdan bir şey çıkartmaya çalışırsınız da çıkmaz çıkmaz delirirsiniz en sonunda saçma sapan sesler çıkartarak çıktıyı verir, siz de aha çalışıyor der ve o anlamsız seslerden mutlu olursunuz ya, aha dedim sanırım veriyor vizeyi ve yüzüme bakmadan “artık yüzünü görmek istemiyorum, bitti bu aşk” dercesine pasaportu uzattı… Merhaba İran :)

Tebriz ve Dil Farkı

Bahsettiğim üzere Tebriz ’de Farsça ve Azerice konuşuluyor ancak fonetik olarak biraz daha sert bir dile sahipler. Bunda Azericenin etkisi büyük diye tahmin ediyorum. Çünkü Tahran ve daha güneylere inildikçe Farsçanın o muhteşem yumuşaklığı daha da kendini belli ediyor.

Kültür ve Yaşam

Kültür olarak Türkiye ile İran’ın muhteşem bir karışımı Tebriz. Şehir olarak da oldukça gelişmiş ve gezmeye görmeye değer bir yer. İnsanları da bildiğin İranlı işte, güler yüzlü sıcak ve samimi. Daha gittiğimiz gün gece olmasına rağmen hemen yakındaki bir kıraathaneye girdik internet bulabilmek için ve bir anda kendimizi acayip eğlenceli bir grubun içinde bulduk. Saatlerce konuştuk, muhabbet ettik kahve eşrafıyla ve ertesi gün de bizi gezdirmek istediklerini söylediler. Reddedilemez bir teklif!

Gezilip görülebilecek bir çok çarşı pazar var ve dünyanın en büyük kapalı çarşısı da buradaki Tarihi Tebriz Çarşısı. Yer olarak harika bir yer ve kat kat daha ucuz. Alışveriş için gelinir aslında. Özellikle sanat severlerin çok ilgisini çekebilecek resim, tablo, el sanatlarına dair çok fazla seçenek var. Bir de hurmalar çok ucuz ve acayip lezzetli!

Ama dikkatimi çeken bir nokta pahalılık oldu. 2 sene önce geldiğim İran ile bugünkü İran arasında çok ciddi bir fiyat farkı var. Tebriz yerine Tahran’a gitmiştim gerçi ama yine de çok pahalılaşmış! 4000 tümene(4.5tl) yediğim en favori yiyeceğim Abguş (Dizy) için bu sefer tam 11000 tümen(12tl) ödedim.

dizy

Abguş yada Dizy

Biraz daha ucuzunu tabii ki bulabilirdim ama yine de fiyatlar neredeyse ikiye katlanmış. 3 kişi kaldığımız otel odasına kişi başı 20tl verdik ve aslına bakarsan bu da biraz pahalı sayılır. Hemen bir yandaki mekânda 15tl’ye de vardı ancak pembe ışıklı girişi ile çok farklı duygular uyandırdı içimde o yüzden tercih etmedim. Etseydim belki de bambaşka bir dünyanın kapıları aralanmıştı bana.

Tüm gün dolandık, bitpazarlarını gezdik, değişik bir yerlere girdik çıktık ama keşke bu konuyu uzun uzadıya anlatabilme şansım olsaydı size fakat sadece 2 gece kaldığımız için Tebriz hakkında çok detaylı bir bilgi veremiyorum çünkü İran zaten hesapta yoktu, sadece Ermenistan’a karadan giriş kapısı olarak kullanıyorduk.

Couchsurfing’den bulduğumuz ev sahibimiz Murtaza bizi ikinci gece evinde ağırlamak istedi ancak evinde internet olmadığından dolayı bize ofisini verdi. Ofiste de gayet rahat 2 yatak, doğalgaz, duş ve internet vardı. Bildiğin cennete düştük herhalde dedim. Hemen daha masaya oturup bilgisayarları açmıştım ki Murtaza kocaman bir viski şişesi, özenle kesilmiş meyveler ve çikolata kutuları ile masayı donatıverdi. Tebriz gecesi bir anda değişiverdi!

misafirperverlik

Misafirperverliğin sınırlarını daha tanışalı 1 saat olmadan uzaya kadar çıkartmıştı Murtaza abi sağolsun. Biraz muhabbet, geyik, kakara kikiri yaptıktan sonra bizi kendi başımıza bırakıp eve döndü ve sabah kahvaltı getireceğini söyledi. Gel de sevme böyle bir adamı, kültürü, ülkeyi.

Culfa / Jolfa – Noorduz Sınır Kapısı

Sabah 6’da kalktık ve Culfa’ya, Nahcivan sınırına doğru yola çıktık. Murtaza abi sağ olsun kahvaltıdan sonra bizi tren istasyonuna kadar getirdi ve biletlerimizi alırken yardımcı oldu. 3 saatlik bir yolculuk için 2,5tl ücret ödedik bilete. Culfa’ya geldiğimizde ise şöyle bir sıkıntı vardı; Ermenistan sınır geçişi yapılacak yer olan Norduz’a hiçbir araç yoktu. Tek çaremiz taksi ve taksici de bunu biliyordu! Trenden indiğimizde bizi güler yüzlü bir şekilde karşılayan askerler ne yapacaklarını şaşırıp bir şeyler sormaya başladılar. Neredensin, nereye gidiyorsun, telefonun markası ne, ayakkabıların çok güzel gibi değişik sorular gelirken rütbe olarak daha yüksek birinin yanına geldik ve o da ne yapacağını şaşırarak bizden pasaportlarımızı istedi… Ne alaka dedik verdik, önce pasaportta isimlerimizi bulamadı, gösterdik yazdı. Baba adlarımızı aldı. Vize numarası gibi bir şey istedi, dedim bize vize yok ki, haliyle öyle bir numara da yok. İnatla bir numara aradı ve 3 sene önceki Hindistan vizesinin numarasını aldı :) Ses çıkartmadım… Sonra güle oynaya teşekkür ede ede selamlaştık ayrıldık, Norduz’a doğru yollandık.

Norduz Sınır Kapısı

Taksici ile anlaşıp yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 30TL ödeyip giriş yapacağımız Norduz’a doğru 60km lik bir yola düştük. Taksici kapıyı çok yüksek bir rakamdan açmıştı ve bu rakam onu ağlatacak cinstendi. Hiç sanmıyorum o kadar düşük bir rakam olduğunu ama “batırdınız beni ühü” şeklinde tepkiler vermesine pek anlam veremedim. Nahcivan sınırı boyunca yaklaşık 1,5 saat kadar giderek en sonunda Norduz’a ulaştık. İran’a giriş ne kadar komik olduysa çıkış da o kadar saçma oldu. Bizden başka çıkan kimse yok diye mi yoksa gerçekten iddia edildiği gibi “görevli namaza gitti” mazeretinden mi bilemiyorum ancak 1 saat boyunca sınırda bekledik. Beklediğimiz süreç içerisinde ise yanlışlıkla bir tırnakçıyı dolandırdım. :) Eleman elimizdeki paraları saçma sapan bir kurdan bozmak ve tümen alıp Ermeni para birimi dram vermek istiyordu. Dedik şimdi içerde lazım olur, biraz pazarlık yaptıktan sonra kuru az daha düzgün bir seviyeye getirip paraları değiştirdik. Eleman gittikten ve biz sınırı geçtikten sonra paraları tekrar bir çıkardık ki 1000 dram yerine 10000 dram vermiş. Yani 7 lira yerine 70 lira. Üzülmedim desem yalan olur, sonuçta çok da iş yapmayan bir sınırda ufak kurlardan para kazanan bir adamın muhtemelen 1-2 günlük parasını almış oldum. Neyse umarım hakkını helal etmiştir.

En sonunda 2 görevli geldi fakat ikisine ayrı ayrı gitmek gerekiyordu. Önce ilk elemana geldim, “evli misin?” diye sordu. “Değilim dedim, neden değilsin?” dedi. Akabinde saçma sapan soruların ve kendince komik esprilerin ardı arkası kesilmedi. “Bir dahakine karınla gel, böyle adamlarla değil keh keh keh”, “Babanın adı ne güzelmiş, senin adın niye böyle?”, “Niye çıkıyorsun İran’dan?”… Ulan girerken sormadın çıkarken niye soruyorsun? :) İlk elemanla yarım saat süren geyik sonrası ikinci elemana geçtim. O da sürekli olarak tepesindeki televizyonda bir dizi izliyor, pasaportumu taratıyor, bir süre sonra sıkılıyor darlanıyor, pasaportu bırakıp bir yere gidiyor, geliyor televizyonun sesini açıyor, önceki elemanla dizi hakkında kritik yapıyor, sonra televizyonun sesini kısıp tekrar sıkılıp daralıp tekrar pasaportumu taratıyordu. Yaklaşık bir yarım saat boyunca bu hareketler serisi devam etti ve en sonunda pasaportumu alıp dışarı çıkabildim.

Bir sonraki yazıda da Ermenistan’a giriş ve Yerevan hakkında yazıyor olacağım :) O zamana kadar Youtube kanalıma abone olursanız gerçekten çok sevinirim. Ne kadar çok abonem olursa sponsor bulma şansım da o kadar artıyor ve daha çok seyahat edebilir, sizlerle daha çok şeyler paylaşabilirim.

Tebriz ile ilgili küçük bir klip de hazırladık. Bu konuda bana uyumadan yardımcı olan süper yönetmenim Kayıhan Kuvvetli ’ye sonsuz teşekkürler!

Bence kanala abone(subscribe) olup destek olun ya, olunmayacak kadar pis bir herif değilim. Gerçi tanısanız belki fikriniz değişir… :)

Ermenistan’da görüşmek üzere!

 

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.