All for Joomla All for Webmasters

8 aylık Asya seyahatimin son durağı olan Tokyo’da artık sırt çantamı son kez yere koymanın ve bir sonraki sırtıma alışımda eve dönecek olmanın garip duygusu içindeydim. Belki bir çok gezgine göre çok uzun sayılmayacak bir süre 8 ay ve benden çok önce yola çıkıp halen yolda olan ve olmaya devam edecek bir çok kişiyi de tanıyorum ama benim için 8 ay şu anda yetti. Gerçi bunda şartlanmanın da etkisi var sanırım, sonuç olarak başından beri Tokyo’nun son durak olacağını bilmek ve bileti erkenden almış olmak sanırım bu süreci zorlaştıran bir durum. Eğer param bittiği gibi döneceğim deseydim sanırım işler daha farklı olurdu ancak nedense bu sefer kendimi dönüşe şartladım. Hata mıydı? Pek sayılmaz aslında, sonuçta 6 aylık bir yol olarak çıkmıştım seyahate ve 8 aya uzadı ve hiç bir pişmanlık da duymadım bu durumdan. Maddi olarak biraz daha esnek olma şansım olsaydı belki biraz daha da uzardı.

Kyoto’dan otobüsle Tokyo’ya geçmek benim için en ucuz yol ancak herkesin için konu Japonya olunca her şeyden beklentiler yükseliyor ve buna otobüsler de dahil. Otobüsler bildiğimiz Kamil Koç, hiç bir farkı yok. Elektrik prizi var ama bizdeki gibi ikramlar malesef yok. Topkek olmayan bir otobüs kimse kusura bakmasın Japonya’da da olsa vasattır benim için. Topkeksiz de olsa rahat bir yolculuk sonunda baya yağmurlu bir akşam vakti Tokyo’ya ulaştım. Otobüsün ulaştığı nokta tam olarak Tokyo’nun göbeğinde bulunduğundan ve tren istasyonuyla da dipdibe olduğundan dolayı her yere ulaşım inanılmaz rahat ve kolay.

IMG_5761

Bu arada Kyoto – Tokyo arası otobüsün ücreti 2,300 yen (50 lira). Otobüsten inip Ikebukuro’ya giden metro’ya atladım. 2 hafta beni evinde misafir olacağım kişi olan Hiroki beni istasyon çıkışından alıp eve kadar getirecek. Açıkçası çok iyi geçeceğini hissediyorum çünkü 3 üniversite öğrencisi ile aynı evi paylaşma fikri bana çok cazip ve eğlenceli geliyor, sonuçta öğrenci her yerde öğrencidir ve eğlencelidir değil mi?

IMG_5764

Yağmur altında bir süre bekledikten sonra Hiroki uzaktan el sallaya sallaya belirdi. Ikebukuro istasyonundan 10-15dk kadar uzaklıktaki evine doğru yürümeye başladık. Tanıdığı ilk Türk benmişim, o yüzden Türkiye ile ilgili bir çok soru sormaya başladı ve enteresan şekilde ilk sorduğu soru “Eğer bir gün Türkiye’ye gelirsem, kız arkadaş bulabilir miyim?” oldu. Dedim gel sen, ayarlarız merak etme ;) . Eve ulaştığımızda ise tam olarak bir öğrenci evinde olduğumu hissetmem çok fazla zaman almadı. Kapı girişinde yığılmış ve 10mt ötedeki çöp kutusuna taşınmaya üşenilmiş çöp torbaları, 1559 adet ayakkabı, muhtelif temizlik malezemeleri evin sadece 1mt genişliğindeki girişini oluşturan elementlerdi. Salona girdiğimde ise yerler tamamen yıkanmak üzere sıra bekleyen çamaşır öbekleriyle doluydu. Kaldığım süre boyunca da zaten o sıra hiç ilerlemedi ama işin enteresan tarafı çamaşır makinesi de çalışmasını hiç durdurmadı.

IMG_5765

IMG_5766

Ne yıkandı orda hiç bir fikrim yok. Küçük bir mutfak, üstü komple ıvır zıvır dolu bir yemek masası, ufak bir tuvalet evin salon kısmını oluşturuyordu. Evin duvarlarında ise benim çocukluğumda alışık olduğum Pamela Anderson, Madonna, Samantha Fox fotoğrafları yerine Japon animelerindeki büyük göğüslü kızların resimleri bulunuyor. Eh dedim, zamane gençliği tabi ne bilsin Samantha’yı!

IMG_5768

IMG_5767

Benim anca sığabildiğim bir merdiven ile üst kata çıktığımızda yatacağım yeri gördüm. Hiroki ile aynı odada kalıyoruz ve tam yatağımın yanında da bir hamster var. Felaket gürültücü şerefsiz, yerinde durmuyor patır patır koşturuyor kafes içine. Gece yatmadan önce biraz çıkarttım oynadım, göbeğimde uyuttum ve tekrar kafesine koydum. Sabah uyandığımda ise Hiroki ile konuşurken kötü bir sürpriz oldu, Yoshi (hamster) hareketsiz yatıyor, malesef ölmüş. Sebebini uzun süre anlamaya çalıştım ancak bir süre sonra Hiroki’nin “ya ben ona yemek vermeyi unutmuşum sanırım” demesiyle iyice kötü hissettim. Baya uzun süredir hayvana yemek vermemiş ve Yoshi inanmak istemiyorum ama açlıktan ölmüş olabilir. Bu şekilde çok kötü bir başlangıç oldu.

IMG_5778

Neyse dedim yapacak bişey yok, ne yapıcaksın dedim ölüsünü, boş boş suratıma bakıyor. Bir süre düşündükten sonra “şimdilik dursun, yarın düşünürüm ne yapacağımı” dedi. Ya dedim niye yarını bekliyorsun, gel işte bahçeden kiraz ağacının dibine gömelim bari hayvancağızı. Ik mık etti, anlamaya çalışıyorum acaba kültürlerine ters bir durum falan mı var diye ama meğersem tamamen üşengeçlikten ve işgüzarlıktan ibaretmiş. “Ben dokunamam ona, neyle alıcaz oradan” diyince hayvanı alıp bahçeye götürdüm ve kiraz ağacının dibine derin bir çukur açıp gömdüm. Bana binlerce kez teşekkür etti bunu yaptığım için ama modern Japon kültürüne dair ilk izlenimleri bana kazandırdığı için içten içe aslında benim teşekkür etmem gerek.

hiro

Hiroki, 24 yaşında. Ev arkadaşları da yine aynı o yaşlarda. Hepsi Ikebukuro’da ki Rikkyo üniversitesinde okuyorlar ve tanıştığım diğer Japon arkadaşlardan öğrendiğim kadarıyla bu üniversite de bildiğin dahi tipler okuyormuş. Açıkçası beklediğim kadar çılgın bir öğrenci hayatıyla karşılaşamadım çünkü çocukların eve geliş ve çıkış saatleri çok belirsiz.

Rikkyo Üniversitesi gerçekten muhteşem gözüküyor

Rikkyo Üniversitesi gerçekten muhteşem gözüküyor

Öyle ki doğru düzgün bir uyku düzenleri olmaması bir yana dursun iki gün boyunca hiç uyumadıkları da oluyor. Adamlar eve geliyor, yemek duş vs yapıp part time çalıştıkları yerlere gidiyor, gece saat 3 gibi geri geliyorlar, facebook vs. internette biraz takıldıktan sonra sabah 7-8 gibi tekrar çıkıp okula gidiyorlar. Hiroki’nin uyuduğu zamanları görmek cidden zordu, genellikle ya okulda uyukluyormuş yada eve geldiğinde 2-3 saat kadar bir uyku çekip sonra tekrar çıkıyor. Ve bu saatler sürekli olarak değişiyor. Bazen akşam 8 gece 3 arası çalışıyor, bazen de okula gitmediğinde tam tersi sabah-öğlen arası çalışıyor. Kısaca hayatlarında kesinlikle bir rutin söz konusu değil ve kafaları da hamster’ı beslemeyi unutacak kadar yanmış durumda.

*Not: Aşağıda yazacağım hikaye Hatchiko isimli bir filmin de konusu. Filmi izlemek isteyenler okumasın :)

Hatchiko

hatc

Japonya’ya giderken aklımda hep olan şeylerden biri de Hatchiko ile patileşmekti. Hatchiko, Japonya’da sadakatin ve sevginin sembolü olmuş bir köpek. Hikayesi ise çok acıklı.
Bir üniversitede profesör olan Ueno adında bir adam, her gün olduğu gibi yine bir gün tren istasyonundan eve doğru gelirken yolunu kaybetmiş bir köpek bulur ve onu sahiplenir. Aralarında oluşan dostluk Shibuya bölgesinde herkes tarafından bilinmekteydi çünkü Hatchiko her sabah profesör ile birlikte evden çıkıp onu tren istasyonuna kadar götürüyor, dönüşte de mahallenin esnaflarına uğrayıp iki selam verip bir iki yemek kaptıktan sonra eve geri dönüyordu.

Akşam olduğunda ise evden kaçıp tren istasyonuna geliyor ve profesör Ueno’nun istasyondan çıkmasını bekliyordu. Çıkar çıkmaz ise büyük bir coşku ve sevinç ile özlemini belli ediyor ve birlikte evin yolunu tutuyorlardı. Uzun bir süre boyunca bu rutin böyle devam etti, ta ki profesör okulda bir kalp krizi geçirip hayata veda edene kadar. O gün saatlerce dostunun kapıdan çıkmasını bekleyen Hatchi en sonunda eve geri döner ancak ertesi gün akşam yine aynı saatte profesörü beklemeye devam eder. Devam eden rutinde tek eksik artık profesördür çünkü yıllar boyunca Hatchi tren istasyonuna gidip profesörü beklemeye devam eder. Başlarda insanlar Hatchi’yi oradan almak isterler ama ne fayda, sadakatini en güçlü şekilde gösteren Hatchi yaz kış orada beklemeye devam eder. Bir süre sonra bu haber ufak ufak tüm Japonya’ya yayılır ve gazetelerde de çıkar. Dünya’nın en üzgün köpeği aynı zamanda en meşhur köpek de olmuştur. Tabiki yıllar geçer ve Hatciko’da yaşlanıp hayatını kaybeder. Tüm Japonya’da adeta yas ilan edilir ve Hatchiko da Japonya’da sadakat sembolü haline gelir.

Hachiko_funeral

IMG_5807

Bugün Tokyo’nun Shibuya bölgesine gittiğinizde metro’da Hatchiko çıkışını göreceksiniz. Çıktığınızda ise kendisinin bir heykelini ve etrafında onunla fotoğraf çektirmek isteyen insanları bulabilirsiniz. Biraz turist klişesi gibi olsa da bunu yapmaktan zerre kadar utanç duymadım ve tam aksine bir hayalimi daha gerçekleştirmiş olarak Hatchiko’nun patisini sıktım. Umarım bana şans getirir :)

Filmi izlemek isteyenler buraya tıklayıp korsan korsan izleyebilir :)

IMG_5812

Benim bütçemi ziyadesiyle çökertmiş olan Japonya sayesinde çok da fazla sağa sola gitme şansım olmadı ve açıkçası artık son 2 hafta kalmış olmasından dolayı da biraz bitse de gitsem modundaydım. Genellikle çıkıp etraftaki ufak dükkanları geziyor, pazardan yiyecek alışverişi yapıyor ve uzun yürüyüşlerle günümü bitirmeye çalışıyordum. Daha açık konuşayım, gerçekten evden dışarı pek çıkasım gelmiyordu. Evde oturup biraz para gelsin diye çeviri yapıp, bahçeye çıkıp sağda solda takılıyordum. Neredeyse 1 hafta böyle rutin ve hareketsiz geçerken en sonunda bu rutin çok salak saçma bir şekilde bozuldu. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim açıkçası çünkü kibarca evden kovuldum!
Bir akşam Hiroko geldi yanıma ve biraz çıkıp yürüyelim mi diye sordu. Olur dedim, hazırlandım hemen ve çıktık.

45dk boyunca bana hayattan, zorluklardan, hayallerden vs. bahsedip durdu ve bana nasıl böyle bir seyahat kararı aldığımı ve gelecek kaygılarım olup olmadığını sordu, ben de elimden geldiğince cevap verdim. Beni çok erdemli biri olarak gördüğünü, kendisine de örnek alabilecek biri olduğumu söyledi. Bunlar beni çok etkilemedi açıkçası çünkü işin içinde saçma bir şey olduğu hem sesinin titremesinden hem de gerginliğinden belliydi. En sonunda bir çocuk parkında oturduk. Ben küçük yaylı at kılıklı bişeyin üzerinde sallanırken bana “sana güvenebileceğimi biliyorum, o yüzden sana bunu söyleyebilirim…” dedi. Aha dedim, kesin gay olduğunu söyleyecek. Neyse ki öyle bir durum olmadı ama evdeki arkadaşlarının benim varlığımdan sıkıntı duyduğunu söyledi. Problem benim bütün gün evde oturuyor olmammış. Sanırım eve kız arkadaşlarıyla gelmek istiyorlar ancak ben olduğum için getiremiyorlar (yani ben olsam bunun dışında başka bir durumdan rahatsız olmazdım en azından). Ancak bunu o kadar utana sıkıla anlattı ki, yüzlerce kez özür dileyip yerin dibine girdi resmen. Neyse dedim problem değil, kalan günlerimin oda ücretini ver ben giderim bir hostelde kalırım. Hem değişiklik olur iki farklı insan görürüm dedim. Evden çıkayım muhabbetine getirince birden bi şok oldu ve “sabah 9 da çıkıp akşam 9 da gelsen de olur problem değil, lütfen yanlış anlama nolursun! Bak sana üniversite şifremi vereyim bütün gün kampüste istediğini yapabilirsin, her yerde internete girebilirsin ve neresine istersen gidip orada çalışabilirsin” dedi. Yok hacı problem değil ben alışığım bu gibi durumlara, cidden problem değil rahat ol hostel iyidir candır diyince sesi kesildi ve başını öne eğdi… Bir süre sessiz kaldı ve hıçkırarak ağlamaya başladı! Hooaaydaaaa! dedim dışımdan (içimden değil).

Evden kibarca atıldığım yetmediği gibi atan kişiyi de attığı için teselli eder bir duruma girdim. Bu Japonlarda genelde olan bir durum, yani gerçekten her olaya çok mükemmelliyetçi yaklaşıyorlar ve kendileri çözüm getirmeye çalışıyorlar. Eğer kendilerinin getirdiği çözüm yerine sen bir çözüm sunup bunu uygularsan da çok net bir şekilde mağlup olmuşlar gibi bir durum söz konusu oluyor sanırım. En azından benim bu durumdan anladığım bu yönde. Gittim yanına ya rahat ol, olur böyle şeyler takma kafana bak ben hostelleri çok severim burda hiç kalmadım benim için de güzel olur falan filan telkinlerde bulunduğumda bu sefer de bana ağlak ağlak bana sarılıp “sen çok iyi birisin, neden bu kadar iyi davranıyorsun bana? Benim bu yaptığım affedilecek bir şey değil ve sen şu anda hem bunu anlayışla karşılıyor hem de bana destek oluyorsun. Neden böyle davranıyorsun?” şeklinde kontra ataklarla duygusal kaleme doğru gelmeye başladı. Ne yapacağımı şaşırdım, kabul etsen bir türlü etmesen bir türlü. En sonunda ağlaması durdu ve ben kendisine yolculuk esnasında bu tarz şeylerin çok çok sık olduğunu ve normal şeyler olduğuna inandırdım. Akşam akşam beklemediğim bu yaklaşımla aslında Japonların ne denli aksaklığa ve beklenmedik durumlara alışık olmadığını da tecrübe etmiş oldum.

Eve gittiğimde diğer Japon çocukların ağzını bıçak açmıyordu, Hiroki ses tonundan anladığım kadarıyla “işlem tamam” minvalinde bir şeyler söyledi, diğerleri de başlarını öne eğip mesajı aldılar. Çantamı hazırlayıp sabah erkenden çıkmak üzere hazırlandım. Ümidim bu çantayı eve dönüş için toplamaktı ancak beklenmedik olaylar yoldaki için deniz manzaralı bir parkta ağaçlar altında çayını içerken pantolonuna kuş sıçması gibi bir şeydir, keyfini kaçırmak yerine “gideyim de bi sayısal oynayayım ehehe” şeklinde geyik bir yaklaşım hem keyifleri kaçırmaz hem de kazandığın bu tecrübeyi aklına sabitler.

aki

Ertesi gün çok da merkezi bir yer olan Akihabara istasyonuna yürüyerek 10dk’da gidebileceğim Kanda istasyonunda geceliği 17$ olan bir hostel buldum. Ucuz? Kesinlikle değil ancak bu kadar merkezi bir yer ve dünya’nın en pahalı şehri olan Tokyo için kabul edilebilir bir rakam. 7 ay boyunca bankaları sinir edecek kadar az harcayan ben malesef bu şehirde kendilerine bir özür mahiyetinde “kıyak” geçtim. Son 1 haftamı geçirdiğim hostel oldukça başarılı sayılırdı. Sessiz sakin, geleni gideni saygılı ve rahat. Duş konusunda baya bi sıkıntı yaşadım çünkü çok enteresan bir valf sistemi vardı. Duvara bir şekilde nasıl kullanılacağını iliştirmişler ancak pek anlaşılacak gibi değildi. İki kere sola çevir bastır 10sn bekle, sonra 3’e getir elini çek sonra tekrar bastır 4’e getir sonra tekrar bastır…Uğraşamadım, buz gibi suyla yıkandım. Lan tak işte elektrikli şofben aç kullan, puzzle gibi bişey yapmışlar arkadaş. Bu şekilde duş alan Japon niye uzay istasyonu kurmasın ki, çok normal. Kaldığım hostel’i airbnb aracılığıyla buldum. Yamanote tren hattnın hemen dibinde sayılabilecek bir yer olan hostel’i düşük bütçeli Japonya seyahati yapacak olanlara tavsiye ederim.

aki3

Son iki haftamı geçirdiğim bu bölgede hemen her gün Akihabara’ya yürüyüp anime dükkanlarını dolaştım. Sokaklarda hizmetçi kıyafeti giymiş mini etekli kızlar durmadan beni bir yere davet etmeye çalışıyorlardı. Başta ne olduğunu tam anlayamamıştım, giyinişlerinden tahminim “mutlu masaj” salonlarıydı ancak aslında burada çok yaygın olan “Maid Cafe” konseptinde bir yere çağırıyorlarmış.

maid3

Maid Cafe’ler bu sevimli/seksi kızların sizlere çay çorba getirdikleri ve türlü türlü sevimlilik ve şekil yaparak bir nevi kral gibi hissetmenizi sağlayan bir ortam. Çok aman aman ilgimi çeken bir durum değil ama özellikle kadınlar konusunda çok yetersiz ve kendilerine güveni olmayan Japon erkeklerinin çok sık gittikleri yerlermiş. Başta çok garip gelen bu davranışlar artık hiç tuhaf gelmemeye başladı. Japonya o köklü kültürü ve geleneklerinin yanında aynı zamanda dev bir ilüzyon ülkesi. Bu ilüzyon o kadar güçlü ki insanlar etrafında olan bitenlerin farkında olmuyor ve kendilerini bu sahnenin bir parçası haline getirip yaşıyorlar. Role Playing adı verilen ve aslında olmadığın bir karakter gibi davranma ve yaşama hadisesi hayatların içine o kadar işlemiş ki neredeyse kimse kendisi gibi değil. Aşık oldukları kişiler, örnek aldıkları kişiler, onlar gibi olmak istedikleri kişilerin hepsi hayal ürünü anime karakterleri. Asla öyle olamayacakları aşikar olduğundan dolayı da buna göre bir pazar peydahlanmış ve ortalığı kasıp kavuruyor. İnsanlar kişiliklerinden çok alakasız bir şekilde yaşarken birileri de bu durum sayesinde hayal bile edilemeyecek bir servet kazanıyor.

Japonya’nın hakkının verileceği en önemli nokta hizmet sektörü. Evet eğlencesinden yemeğine, kalacak yerinden ulaşımına kadar her şey pahalı ancak 10 lira ödüyorsanız 20 liralık hizmet alıyorsunuz. Her konuda bu böyle, özellikle yemek konusunda başta can sıkıcı gelen fiyatlar yemeği yedikten sonra aklınıza bile gelmiyor.

Unagi

Türkiye’de mesela İstanbul’da en kral iskenderciye gitseniz ve 30 lira bayılıp güzel bir iskender yeseniz bir daha gidesiniz çok gelmez çünkü gerçekten pahalı gelmiştir ancak burda aynı fiyata bir çorba içiyorsunuz ve nerden para kıssam da tekrar gitsem diye düşünüyorsunuz.

Malezya’da Biji-Biji evinde tanıştığım Megumi ile mesajlaştık ve akşam çıkalım diye sözleştik. Hatchiko meydanında beklemeye başladım ve bir ülkeye gidildiğinde sadece bir meydanda oturup insanları izlemenin ne kadar güzel bir şey olduğunu yine gördüm. Önümden geçen mini etekli ve 45cm topukluları haricinde de çok uzun olan bir Japon kız dikkatimi çekti. Nasıl çekmesin, çünkü yürürken sürekli açılan mini eteği yüzünden attığı her adımda kıçı ortaya çıkıyordu. Etrafımda kıza bakan pek kişi yoktu, ya kızda başka bir durum söz konusuydu yada ben hayvanın tekiydim. Sanırım hayvan olabilirim, kız gerçekten güzeldi ve bir problem olduğunu sanmıyorum. Ardından samuray kıyafetleriyle önümden geçen bir kafile gelip yanıma oturdu benimle fotoğraf çektirdi ve gitti. Ben daha ne olduğunu anlamadan 5 saniye içinde olup bittiğinden ben fotoğraf çektiremedim. Akabinde uzun süredir hasret olduğum normal bir kıyafet içinde Megumi geldi ve bildiğin uzun süredir görmediğin çok yakın arkadaşımı görmüşüm gibi sarıldık.

“Nereye gitmek istersin?” diye sorunca şöyle bi etrafıma baktım ve o kadar düşünemedim ki… Çaresiz şekilde suratına baka kaldım ve “ehh…yani…” gibi bir şeyler geveleyince zaten anladı ne kadar fikirsiz olduğumu. O da öğrenci olduğundan hadi gel ucuz bir yerde içelim dedi. Oh dedim, bana böyle şeylerle gel işte! Gerçekten de Japonya’da o kadar merkezi bir yerde oldukça ucuz bira satan bir yere gittik ve muhabbet ettik. Ananaslı, portakallı ve bilimum meyveli enteresan biraları denedik. Bana bişe ödetmek istemeyince karşılıklı ufak bi karate dövüşümüz oldu ama o kazandı (kız Japon napayım). Oradan çıkıp bişeler yedikten sonra artık geri dönerken hep merak edip de girmeye korktuğum şu kabinlerden birine girdim. Daha önceden bir sürü görmüştüm ama sırf liseli kızlar girdiğinden sadece kızlara özel falan zannedip girmemiştim. Megumi hadi girelim diyince de hadi dedim bende…Sonuç rezalet :))

13118_408342622677522_1629308652637280739_n

Gittiğiniz ülkede tanıdık bir yüz olması gerçekten çok güzel bir şey. Özellikle sizin kafada ve gerçekten arkadaş olarak yanınızda olabilecek birisi en azından 1-2 gün için kaybettiğiniz tüm enerjinizi yenilemenizi sağlıyor. Umarım tekrar görüşebiliriz dünyanın bir yerinde diyerek ayrıldık.

skura

Kiraz ağaçlarının artık tamamen döküldüğü ve sakura sezonunun bitmesiyle benim de gidiş vaktim ve 8 aylık Asya seyahatimin sonu geldi. Japonya’da biraz daha güçlü bir bütçeyle gelmeyi çok isterdim çünkü son ülke olmasından dolayı ben de ipin ucunu biraz kaçırdım ve yemek konusunu abarttım (6 kilo aldım). Yalnız seyahat ne kadar güzel olsa da duygusal olarak beni çok yordu diyebilirim. Türkçe duymayı, lahmacunu, arkadaşlarımı, Kadıköy Moda’yı, demli çayı, kahve’de 101 oynamayı çok özledim. Bir sonra ki seyahatim ne zaman olur bilinmez ama çok uzun süre kıçımın üzerinde duramayacağım su götürmez bir gerçek. Tüm bu seyahatimde yanımda olan ve okuyan herkese çok teşekkür ederim, tekrar yolda görüşmek üzere :)

 

1 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.